Bir cumartesi gecesi, grupla beraber bir gala gecesi daha bitti...
Işın Karaca yı 2. kere dinlemenin azabı içinde... esasında ilk galada daha başarılı idi... ve de ilk grubun daha soğuk ve donuk olmasına rağmen nasıl fazlası ile eğlendirdi bunu anlayamadım... bu grup daha sıcak ve içten olmasına rağmen daha az etkiliydi...
Karmaşık durumlar...
Organizasyonların içinde olmanın dezavantajı ilk hazırlık aşamasından son aşamasına kadar orada olmak... iç daralması ve tüm sıkıntıya rağmen, güleryüzlü ve yardımcı konumda olunmalı...
Kongrelerden dolayı yıllardır buna alışkınım... sene 2000 i hatırladım bu akşam... önce Antalya'da 2 gün 2 farklı kongrede olmam gerekiyordu, arkasından İstanbul aktarmalı Adana'ya uçmuştum, orada da kongrede 1 gece kalmıştım... tüm yemek organizasyonu boyunca... - abimin telefonu ile annemin rahatsızlandığını ve acilen ertesi günü İstanbul'a uçacağını öğrenmiştim... 11 saatlik bir uçuştan sonra gelecekti ve tek başına... hemen gece uçağımı değiştirip sabah körü İstanbul'a dönmüştüm... - insanlara gülümsemek zorunda kalmak...
Bu gece de bastılar bana... içim daraldı, bir an nefes alamıyorum sandım...
Bu dönem toplantısı organizasyonunun belli kısımlarında yer aldım... Ocak'ta tamamen bana devroluyor... bunun endişesi yok değil...
Şu an önümde başlayacak olan kongre dönemini sorunsuz atlatmak önemli... 8 ay boyunca gece gündüz çalışmaktan işkolik olmuştum... her gece cmt - pz dahil gece 3:00 - 4:00 lere kadar ve seyahat dönüşlerinde bile gece çalışma durumu...
2 senedir kendimi işe kaptırmıştım... Haziran ve sonrasında hayata adımı tekrar attığımda ise gözgöre göre lades yaptım...
Şimdi ise işe o kadar kaptırmaya niyetim yok...
Bunun bedelini bu yaz ödedim...
Yeni bir bedel ödememeliyim...
Motivasyonumu nasıl sağlayacağımı bilemiyorum...
Bu bir şey satın almakla da çözümlenmiyor...
Paylaşmakla da...
Anlatmakla da...
Hevesim kırıldı...
Umudumu da yitirdim sanırım...
Aklıma bir gece geliyor, kankamın arkadaşları ile Assosa gittiği hafta sonu idi, bende arkadaşımla beraber Taksim'e gitmiştim... O gece Taksim'de yürürken "bütün hayatım boyunca bu şekilde seninle yürüyebilirim" demiştim... bana söylediklerini unutmam lazım ama aklıma geliyor halen...
Bir insan neden başkasına tüm ümitleri verir ve sonra kaçar... ve bu adice ve çocukça olur...
Sözümden dönecek hiç bir şeyi söylemem... vaadler vermem... karşıya umut vermem... açık ve net bir insanım... kankama göre asker arkadaşı gibiyim:))
Buna rağmen herşeyi baştan açık konuşmama rağmen... biri ısrarla güvenden, sevgiden, gelecekten, planlardan bahseder... güvenmezsin... o hep arkanda yanında olacağım der ama olmaz...
Sonrada gerçeklerin ağır bastığı yalanlarını söyler...
İçimdeki çocuk ölmediğinden...
Sevgiyi doyasıya yaşadığımdan...
Değer görmemeyi de kabullenmek mi lazım...
Canımı acıtan o değil...
Yaptıkları... davranışları...
Herşeyden önce insan olmaması...
Ve ben hala bunu düşünüyorum...
Paylaşımların bir çırpıda kenara atılmasını da halen kabullenemiyorum...
Bu kadar yalana dayanamıyorum...
Hazmedemiyorum...
İş olmazsa olmazlar arasında... 14 yılda geleceğim bir noktaya geldim fazla bir beklentim yok...
Ama başarıya da alıştım... Adıma herhangi bir laf gelmesini de istemiyorum...
Ama 10 seneye baktığımda hemen hemen herşeyi yaşadım... sadece tek bir şey istiyorum...
Bu evlenmek değil tabii ki... Rahmetli yetti:))
Tek bir şey...
Bunu ben ve yukarıdaki biliyor...
Abim söz verdi, bahar aylarında 1 hafta kadar gelmeye çalışacak ve bana 2 gününü sadece 2 gününü bana ayıracak... aynı 10 sene önce olduğu gibi...
Kaldığımız yeri bulabilir miyim... bilmiyorum...
Ama ben neredeyim artık onu da bilmiyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder