Bruce Wills hayranı olarak her filmini seviyorum... Çok çekici ve karizmatik geliyor...
Bu akşam "16 blok" filmini izledim... İnandığınız şeyi yapmak güzel bir şey... Doğru veya yanlış olup olmadığı çok önemli değil... İçten gelen ses önemli...
İç ses genelde doğru olmadığını söylese bile, bazen tersi davranışlarda bulunabiliyor insan... Ama sonunda mutlaka iç sesin dediğine geldiğim çok oldu... İçiniz rahat etmez ve yanlış diye gün be gün içinizde alarm gibi çalar, bu da içsel mutsuzluğunuzu doruğa çıkarır... İşte o an neyin peşinde veya izinde iseniz vazgeçmeniz gerekir... Yanlıştır... Boşuna zaman kaybıdır...
Zaman gerçekten her şeyi unutturuyor...
Bu sabah kalkış alarmım çaldığı zaman kapatıp, 5 dakika uyuyayım dedim... Uyandığımda tam 45 dakika geçmişti ve bu bana 5 dakika gibi geldi :)
Güzel olan ise saati hep erkene kurduğumdan geç kalma derdimin olmaması:)
Tecrübe sonucu bu sisteme geçtim...
Bugün ofiste 3 kişiydik...
Huzurlu bir çalışma ortamı...
Sakin ve sessiz...
Her geçen gün daha bir alışıyorum...
Ya da kabullenmeye başladım...
Çarşamba, Mart 27, 2013
Pazartesi, Mart 25, 2013
Bu sabah çok zor kalktım... Gece uyuyamadığım için olsa gerek, bunların arasına bir de kabuslar girdi tabii ki...
Dün akşam yönetici geldi ve de üst katın tadilata başlayacağının müjdeli haberini verdi. Cumartesi günü yönetime gidip kendilerinden de üst kat konusunda yardım istemek sonucu getirdi.
Bir de üstüne " keşke daha önce gelseydiniz " demezler mi:)
İşte burası Türkiye... Ve de yurdum insanlarının bir günü bir gününü tutmuyor... Bu da kanıt...
2.5 ay önce yönetime gittiğimde üst katın ev sahibi ile halletmeniz gerekiyor demişlerdi...
Neyse bu konuyu da kapattık sayılır... Bu arada çalıştığıma da seviniyorum, evde olup bir de üst katın yıkım gürültüsünü çekmek vardı...
Yarın yağmur geliyor diyor, havayı koklayan adam...
Cuma günkü yağmurdan sonra açıkçası küçük bir şemsiye almam gerekiyor sanırım acilen...
Dün akşam yönetici geldi ve de üst katın tadilata başlayacağının müjdeli haberini verdi. Cumartesi günü yönetime gidip kendilerinden de üst kat konusunda yardım istemek sonucu getirdi.
Bir de üstüne " keşke daha önce gelseydiniz " demezler mi:)
İşte burası Türkiye... Ve de yurdum insanlarının bir günü bir gününü tutmuyor... Bu da kanıt...
2.5 ay önce yönetime gittiğimde üst katın ev sahibi ile halletmeniz gerekiyor demişlerdi...
Neyse bu konuyu da kapattık sayılır... Bu arada çalıştığıma da seviniyorum, evde olup bir de üst katın yıkım gürültüsünü çekmek vardı...
Yarın yağmur geliyor diyor, havayı koklayan adam...
Cuma günkü yağmurdan sonra açıkçası küçük bir şemsiye almam gerekiyor sanırım acilen...
Cuma, Mart 22, 2013
Tam 2.5 aydır üst kattaki kiracı ve ev sahibinin banyo tavanıma akan suyun kaynağını bulup yaptırmalarını bekliyorum. 1.5 aydır sadece ev sahibi ile irtibattayım. Hep haklısın diyerek bugün yarın diye bugüne geldik. Artık telefonlarıma ve mesajlarıma da cevap vermiyorlar.
Belediyeye şikayet ile belediyenin cezai işlemlerle sonuçlandırdığını duydum. Pazartesi sabah ilk işim belediyeye gitmek. Internetteki forumlarda okuduğum başka bir şey de noterden ihtar çektirmek ve bunun üzerine dava açmak. Dava hemen sonuçlanmadığı gibi şeylerde yazılmış...
Bu konu artık bıktırdı beni. Kiracıdan zaten sıtkım sıyrılmıştı ama bu üzerine biber ekti resmen...
Bir de bugün babet ayakkabı ile çıkmak nasıl bir akıl... Öğlen yemeği dönüşünde bardaktan suyu yukarıdan boşaltmaya başladılar... Şelale şeklinde su borularından akan suların yanı sıra yarı venedik su kanallarına dönen sokaklardan ıslanmadan şirkete dönmek mümkün mü?
İşten çıkana kadar kurumuştum esasında...
Denizotobüsünden inince her akşam yaşadığım taksi kuyruğunda 20 dk sabit duruş ile sırılsıklam oldum... Şemsiye konusundaki grevime artık son mu versem... Çadır şeklindeki şemsiyeyi taşımayıp, kapşonla hayatı geçirmenin bugün zararını fazlası ile gördüm...
Belediyeye şikayet ile belediyenin cezai işlemlerle sonuçlandırdığını duydum. Pazartesi sabah ilk işim belediyeye gitmek. Internetteki forumlarda okuduğum başka bir şey de noterden ihtar çektirmek ve bunun üzerine dava açmak. Dava hemen sonuçlanmadığı gibi şeylerde yazılmış...
Bu konu artık bıktırdı beni. Kiracıdan zaten sıtkım sıyrılmıştı ama bu üzerine biber ekti resmen...
Bir de bugün babet ayakkabı ile çıkmak nasıl bir akıl... Öğlen yemeği dönüşünde bardaktan suyu yukarıdan boşaltmaya başladılar... Şelale şeklinde su borularından akan suların yanı sıra yarı venedik su kanallarına dönen sokaklardan ıslanmadan şirkete dönmek mümkün mü?
İşten çıkana kadar kurumuştum esasında...
Denizotobüsünden inince her akşam yaşadığım taksi kuyruğunda 20 dk sabit duruş ile sırılsıklam oldum... Şemsiye konusundaki grevime artık son mu versem... Çadır şeklindeki şemsiyeyi taşımayıp, kapşonla hayatı geçirmenin bugün zararını fazlası ile gördüm...
Perşembe, Mart 21, 2013
Hükümsüz...
Muhteşem bir hava vardı bugün. Esasında dün ve bugün bahar havası hakimdi. Kışlık montumu bu iki gün evde bırakıp kendimi bahar moduna ayarlamıştım... Anlaşılan hemen havaya kanmamak lazım... Yarın bir düşüş başlıyor gene sıcaklıklarda... Baharlara, ekilen lalelere üzülürüm... Onlar zarar görmesin:(
Havanın güzelliğinden dolayı, ofiste bulunan beyaz güvercin ve hint bülbülünü dışarı çıkardık...
Tavan arası ofisimizin pencerelerinin önünde durdular bütün gün... Dışarda uçan martıları, kargaları, güvercinleri görüp kendi tutsaklıklarını dert edinip bunalıma girdiler mi bilemiyorum...
Bütün gün ofis içinde teller arasındaki tutsaklıkları canımı acıtıyor, her ne kadar serbest kalsalar bile yaşam süreleri oldukça kısa olur mutlaka...
Gene de içim acıyor...
Bugün içimde bitmek bilmeyen bir sıkıntı vardı... Bazı şeyler var ki hayatınızın yönünü tamamen değiştiriyor ve içinizde kırıklıklar kalabiliyor...
Gene de şükrediyorum tabii...
Sağlıklıyım... Ve bugünden daha kötüsü de olabilirdi...
Denizotobüsü ile karşıya geçerken içimdeki sıkıntıdan da bir nebze kurtuldum... Gece ışıkları ile aydınlatılmış İstanbul belki de kötülükleri, çirkinlikleri ve olumsuzlukları kapatıyor gibi gözükse de esasında değişen hiç bir şey yok... Sabaha göre biraz daha yorgun hatta stres dolu insanların ev koşuşturması dışında, gece de artık çirkinlikleri kapatacak güçte değil... Bozulmuş ve satılmış ruhlar ele geçirmiş herşeyi... Artık insanlık hükümsüz...
Martılar şehrin yeni sahibi...
Havanın güzelliğinden dolayı, ofiste bulunan beyaz güvercin ve hint bülbülünü dışarı çıkardık...
Tavan arası ofisimizin pencerelerinin önünde durdular bütün gün... Dışarda uçan martıları, kargaları, güvercinleri görüp kendi tutsaklıklarını dert edinip bunalıma girdiler mi bilemiyorum...
Bütün gün ofis içinde teller arasındaki tutsaklıkları canımı acıtıyor, her ne kadar serbest kalsalar bile yaşam süreleri oldukça kısa olur mutlaka...
Gene de içim acıyor...
Bugün içimde bitmek bilmeyen bir sıkıntı vardı... Bazı şeyler var ki hayatınızın yönünü tamamen değiştiriyor ve içinizde kırıklıklar kalabiliyor...
Gene de şükrediyorum tabii...
Sağlıklıyım... Ve bugünden daha kötüsü de olabilirdi...
Denizotobüsü ile karşıya geçerken içimdeki sıkıntıdan da bir nebze kurtuldum... Gece ışıkları ile aydınlatılmış İstanbul belki de kötülükleri, çirkinlikleri ve olumsuzlukları kapatıyor gibi gözükse de esasında değişen hiç bir şey yok... Sabaha göre biraz daha yorgun hatta stres dolu insanların ev koşuşturması dışında, gece de artık çirkinlikleri kapatacak güçte değil... Bozulmuş ve satılmış ruhlar ele geçirmiş herşeyi... Artık insanlık hükümsüz...
Martılar şehrin yeni sahibi...
Çarşamba, Mart 20, 2013
Uzun zamandır bu kadar güzel bir gün geçirmemiştim.
Sabah Medamerikan'daki göz doktoruma gidip muayne oldum. Haziran ayında tekrar kontrole gideceğim. Şimdilik herşey normal. Haziran ayındaki muayne öncesi bazı tahlilleri yaptırmamı istedi.
Sonrasında Kalamış'taki otele gittim. Orada iş yerimden arkadaşım ile buluşup salonları gezdik.
Saat 13.00 deki randevumuz için Kavacık'a geçtik ve eski firmamdan çalışanlara rastlamamız, kısmet işi sanırım ki, her işte vardır bir hayır demek lazım, rastlamak güzel oldu...
Görüşme sonrası tekrar iş yerine dönmemiz öğleden sonrayı buldu. Tam bir İstanbul turu yaptık desem yeridir...
Havanın güzel olması, lalelerin açmış olması ile kendimi mutlu hissettim.
Akşam iş çıkışı uzun süredir görmediğim bir arkadaşım ile Taksim'de buluştum.
Duygularıma tercüman olan arkadaşımı özlemişim.
Telefonda sohbetlerimiz de güzel ama yüzyüze konuşmak ve gerçekten bu devirde ne dediğimi anlayan ve beni dinleyen bir insanın olması da bir nimet sanırım...
Sevdiklerim ve sevenlerim ile sağlıklı daha güzel günlere...
Sabah Medamerikan'daki göz doktoruma gidip muayne oldum. Haziran ayında tekrar kontrole gideceğim. Şimdilik herşey normal. Haziran ayındaki muayne öncesi bazı tahlilleri yaptırmamı istedi.
Sonrasında Kalamış'taki otele gittim. Orada iş yerimden arkadaşım ile buluşup salonları gezdik.
Saat 13.00 deki randevumuz için Kavacık'a geçtik ve eski firmamdan çalışanlara rastlamamız, kısmet işi sanırım ki, her işte vardır bir hayır demek lazım, rastlamak güzel oldu...
Görüşme sonrası tekrar iş yerine dönmemiz öğleden sonrayı buldu. Tam bir İstanbul turu yaptık desem yeridir...
Havanın güzel olması, lalelerin açmış olması ile kendimi mutlu hissettim.
Akşam iş çıkışı uzun süredir görmediğim bir arkadaşım ile Taksim'de buluştum.
Duygularıma tercüman olan arkadaşımı özlemişim.
Telefonda sohbetlerimiz de güzel ama yüzyüze konuşmak ve gerçekten bu devirde ne dediğimi anlayan ve beni dinleyen bir insanın olması da bir nimet sanırım...
Sevdiklerim ve sevenlerim ile sağlıklı daha güzel günlere...
Salı, Mart 19, 2013
Sakinleştirici tek şey "Bach"...
Bir günü daha geride bırakırken, huzuru hissetmek istiyorum tüm benliğimde...
Bunun içinde en güzel yol, tunein/calm radio - Bach...
Bunun içinde en güzel yol, tunein/calm radio - Bach...
Pazar, Mart 17, 2013
Hafta sonu nasıl geldi ve nasıl geçti pek anlayamadım...
Cumartesi günü öğlene kadar evimle ilgilendim... Hafta arası pek vakit bulamadığım derleme ve toplama işlemleri ardından soluğu annemde aldım. Bütün haftanın özetini anlatıp, genel konularda bilgilendirmelerin ardından, yemek ve çay molası ile gene puzzle'ın başında buldum kendimi...
Evlerin pencereleri ve ışıkları ortaya çıkmaya başladı...
Bir resim bu kadar küçük parçalara neden ayrılır tam anlamayadım... Birinin aklından zoru varmış... Onları birleştirmeye çalışan ise ayrı bir deli:) o da ben oluyorum sanırım...
Yakında gözlerim bozulacak... Çarşambaya göz doktorundan randevum var... 3 aylık kontrol zamanı...
Veni vidi 6 ay ara ile geçen sene 2 kere yanlış teşhis koyup, göz tansiyonum olduğuna karar verdi.
Tetkikleri yaptırmadan, eski firmamdaki ürün müdürünü aradım... Saolsun hemen Medamerikan'da tanıdığı ve ailece gittikleri bir göz doktorunu önerdi. Ocak 2013 de muaynem ve tetkikler yapıldı, sonuçta hiç bir şeyin olmadığı tespit edildi.
3 ayda bir kontrol edelim biz gene de dediler. Bu ikinci randevum olacak. Doktor o kadar sıcak bir insan ki, sanki ailemden biri ile sohbete gidiyorum.
Şu hasret kaldığımız gruptan yani...
Sabahtan üst katın ev sahibi, eşi ve çocukları sonunda banyo tavanımı görmeye geldi...
Çarşambaya kadar bu işi çözümleyeceklerini belirterek ayrıldılar...
Tavan yerinde durmuyor artık... Sürekli kar yağışı şeklinde uygun bulduğu alanlara yağmakta...
Bıçakla tavan kazımaktan, ortalığı silip süpürmekten sıkıldım sankim...
Bugün ise misafirlik günümüzdü...
Yazlıktan komşularımız ve de aile dostlarımız anneme geldiler...
Bu hafta sadece salata ile beslensem yeridir... Uzun zamandır yemediğim herşeyi yedim...
Yani esasında yediğim şeyler onlara göre hiç bir şey ama midem küçüldüğünden dolayı sanırım koca bir inek mideme oturmuş gibi hissediyorum...
Misafirler bizde iken abim aradı, Erin ve Artun'a puzzle'ı gösterdim:) umarım bitmiş halini de görürüz...
Cumartesi günü öğlene kadar evimle ilgilendim... Hafta arası pek vakit bulamadığım derleme ve toplama işlemleri ardından soluğu annemde aldım. Bütün haftanın özetini anlatıp, genel konularda bilgilendirmelerin ardından, yemek ve çay molası ile gene puzzle'ın başında buldum kendimi...
Evlerin pencereleri ve ışıkları ortaya çıkmaya başladı...
Bir resim bu kadar küçük parçalara neden ayrılır tam anlamayadım... Birinin aklından zoru varmış... Onları birleştirmeye çalışan ise ayrı bir deli:) o da ben oluyorum sanırım...
Yakında gözlerim bozulacak... Çarşambaya göz doktorundan randevum var... 3 aylık kontrol zamanı...
Veni vidi 6 ay ara ile geçen sene 2 kere yanlış teşhis koyup, göz tansiyonum olduğuna karar verdi.
Tetkikleri yaptırmadan, eski firmamdaki ürün müdürünü aradım... Saolsun hemen Medamerikan'da tanıdığı ve ailece gittikleri bir göz doktorunu önerdi. Ocak 2013 de muaynem ve tetkikler yapıldı, sonuçta hiç bir şeyin olmadığı tespit edildi.
3 ayda bir kontrol edelim biz gene de dediler. Bu ikinci randevum olacak. Doktor o kadar sıcak bir insan ki, sanki ailemden biri ile sohbete gidiyorum.
Şu hasret kaldığımız gruptan yani...
Sabahtan üst katın ev sahibi, eşi ve çocukları sonunda banyo tavanımı görmeye geldi...
Çarşambaya kadar bu işi çözümleyeceklerini belirterek ayrıldılar...
Tavan yerinde durmuyor artık... Sürekli kar yağışı şeklinde uygun bulduğu alanlara yağmakta...
Bıçakla tavan kazımaktan, ortalığı silip süpürmekten sıkıldım sankim...
Bugün ise misafirlik günümüzdü...
Yazlıktan komşularımız ve de aile dostlarımız anneme geldiler...
Bu hafta sadece salata ile beslensem yeridir... Uzun zamandır yemediğim herşeyi yedim...
Yani esasında yediğim şeyler onlara göre hiç bir şey ama midem küçüldüğünden dolayı sanırım koca bir inek mideme oturmuş gibi hissediyorum...
Misafirler bizde iken abim aradı, Erin ve Artun'a puzzle'ı gösterdim:) umarım bitmiş halini de görürüz...
Cuma, Mart 15, 2013
Bugün bir arkadaşım birini tanımlarken "insan insan" gibi dedi...
O kadar alışmışız ki insanlıktan uzak insanlara, tanımlamayı yaparken sanki betimleme ihtiyacı duyuyoruz ki, o kişinin bir ayrıcalığı olduğunu, insani değerlerini kaybetmediğini vurgulayabilelim...
Ne kadar acı esasında...
Belli bir kesim özlem içinde...
Duyguları olan, vicdanı olan, saygıyı temel alan, özünü kaybetmemiş insanlara özlem bu...
Bugün denizotobüsünün akşam 19.00 seferi inanılmazdı, neredeyse oturacak yer kalmamıştı...
Yanıma çocuğu ile bir bayan oturdu, ortadoğulu bir bayan... Oldukça gençti, çocuk sanırım 3 yaşında, erkek, inanılmaz sevimli ve güzeldi... Eşi ve diğer oğlu başka bir yere oturabildi...
Çocuk acıkınca, eşinden peynir ve ekmek alıp çocuğuna yedirdi...
O kadının saf güzelliği, çocuğun güzelliği... O an içimde bir mutluluk, yüzümde bir gülümseme oluştu...
Anlık ama keyif verici mutluluklar...
Radiohead'in "paranoid android" parçasını dinlerken ve uzun süredir içimdeki kırıklıkların sebebini anlamaya çalışırken, bu imtehanın başka bir amacının olduğunu düşündüm...
O kadar alışmışız ki insanlıktan uzak insanlara, tanımlamayı yaparken sanki betimleme ihtiyacı duyuyoruz ki, o kişinin bir ayrıcalığı olduğunu, insani değerlerini kaybetmediğini vurgulayabilelim...
Ne kadar acı esasında...
Belli bir kesim özlem içinde...
Duyguları olan, vicdanı olan, saygıyı temel alan, özünü kaybetmemiş insanlara özlem bu...
Bugün denizotobüsünün akşam 19.00 seferi inanılmazdı, neredeyse oturacak yer kalmamıştı...
Yanıma çocuğu ile bir bayan oturdu, ortadoğulu bir bayan... Oldukça gençti, çocuk sanırım 3 yaşında, erkek, inanılmaz sevimli ve güzeldi... Eşi ve diğer oğlu başka bir yere oturabildi...
Çocuk acıkınca, eşinden peynir ve ekmek alıp çocuğuna yedirdi...
O kadının saf güzelliği, çocuğun güzelliği... O an içimde bir mutluluk, yüzümde bir gülümseme oluştu...
Anlık ama keyif verici mutluluklar...
Radiohead'in "paranoid android" parçasını dinlerken ve uzun süredir içimdeki kırıklıkların sebebini anlamaya çalışırken, bu imtehanın başka bir amacının olduğunu düşündüm...
Çarşamba, Mart 13, 2013
Lodos ve İstanbul...
Lodoslu bir İstanbul sabahında denizotobüsü uçarak karşıya geçti diyebiliriz... Martılarla beraber özgürlüğümüzü ilan ettiğimiz andı...
Mutluydum, yarı sersemleşmiş olduğumdan dünya daha güzel gözüktü gözüme...
Sonra bitmeyen maraton tabii ki, sıkış tepiş metro...
Bir türlü alışamadım o kalabalığa ve tepiş tepiş olan insanlara...
Hiç sıkılacak zaman bulamadım ilk kez...
Lcv aramaları, raporlar, müşteri ve ajans arasında telefon ve mail trafiği derken saati 20.00 yapıp, sonra bir koşu 20.30 denizotobüsünü yakalama telaşı ile, metroya koşu:)
Olimpiyatlarda görev yaparım belki 2020 de... Emekli olmadan önce son etkinliğim olur...
En güzeli de denizotobüsü çıkışında adalardan topladıkları mimozaları görünce gözlerimin kocaman olması ve bir buket kapmam idi...
İçimde kocaman bir sevgi seli...
Yalnızlığım...
Ve özlemlerim ile...
Yarına hazırım...
Yarın tıp bayramı...
Anneme beyaz bir orkide siparişi vermiştim cumartesi gününden...
Yarın sabah teslimatı yapılır sanırım...
Yarın beni neler bekliyor bilmiyorum, güzel bir uyku bu akşamı tamamlar sanırım...
Mutluydum, yarı sersemleşmiş olduğumdan dünya daha güzel gözüktü gözüme...
Sonra bitmeyen maraton tabii ki, sıkış tepiş metro...
Bir türlü alışamadım o kalabalığa ve tepiş tepiş olan insanlara...
Hiç sıkılacak zaman bulamadım ilk kez...
Lcv aramaları, raporlar, müşteri ve ajans arasında telefon ve mail trafiği derken saati 20.00 yapıp, sonra bir koşu 20.30 denizotobüsünü yakalama telaşı ile, metroya koşu:)
Olimpiyatlarda görev yaparım belki 2020 de... Emekli olmadan önce son etkinliğim olur...
En güzeli de denizotobüsü çıkışında adalardan topladıkları mimozaları görünce gözlerimin kocaman olması ve bir buket kapmam idi...
İçimde kocaman bir sevgi seli...
Yalnızlığım...
Ve özlemlerim ile...
Yarına hazırım...
Yarın tıp bayramı...
Anneme beyaz bir orkide siparişi vermiştim cumartesi gününden...
Yarın sabah teslimatı yapılır sanırım...
Yarın beni neler bekliyor bilmiyorum, güzel bir uyku bu akşamı tamamlar sanırım...
Pazar, Mart 10, 2013
Ev alma komşu al... Ya da komşu da alma...
Yan komşularım yaklaşık 2 yıl önce taşındılar...
Zati muhterem genç çiftlerden biri keman çalıyor...
Tabii şimdilik gıy gıy modunda...
Esas sorunda gece 9.30 civarında bitmek bilmeyen bir gıy gıya tahammül edebilmekte...
Yaklaşık 2 haftadır çalışıyor... Ama sadece geceleri... Ve de geç saatlerde...
Bu kadar tahammül etmemin sebebi, kendi başlarına " acaba komşulara rahatsızlık mı veriyoruz " algısını oluşturmaları... Sanıyorum böyle bir düşünce sistemi henüz yok...
Klasik müzik veya türk sanat müziğini çok severim...
Ama sanırım bir melodi kıvamını bulması en az 3 ayı bulacak bu gidişle:)
Diğer üst komşum ise sanırım " şeytan azapta gerek " modu ile tarafıma yollandı ki, tüm evlerden ırak olsun şekli...
3 ay önce banyo tavanımın alçıları ve boyaları dökülmeye başladı, üst katın ev sahibine telefon ettim ilgileneceğini söyledi, 1 ay geçti tekrar aradım, ve bugün son olarak tekrar aradım ki; artık bir hafta içinde halledilmez ise belediye kanalı ile işlem yaptıracağımı belirttim. Onlar banyolarının su tesisatını yaptıracak ki o sırada benim tavan kurayacak...
Sonra da tekrar banyo tavanı kazınıp alçı ve boya olayına gireceğiz...ölme eşeğim ölme...
Üstelik her hafta elimde bıçak, tavan kazıyorum, boyalar dökülmesin diye parça parça...
Tam bir eziyete döndü bu durum...
Sonuç gürültüsüz patırtısız bir ev var mı? Diye sormak istedim...
Gene de yatıp uyuma moduna kendimi alsam iyi olacak...
Zati muhterem genç çiftlerden biri keman çalıyor...
Tabii şimdilik gıy gıy modunda...
Esas sorunda gece 9.30 civarında bitmek bilmeyen bir gıy gıya tahammül edebilmekte...
Yaklaşık 2 haftadır çalışıyor... Ama sadece geceleri... Ve de geç saatlerde...
Bu kadar tahammül etmemin sebebi, kendi başlarına " acaba komşulara rahatsızlık mı veriyoruz " algısını oluşturmaları... Sanıyorum böyle bir düşünce sistemi henüz yok...
Klasik müzik veya türk sanat müziğini çok severim...
Ama sanırım bir melodi kıvamını bulması en az 3 ayı bulacak bu gidişle:)
Diğer üst komşum ise sanırım " şeytan azapta gerek " modu ile tarafıma yollandı ki, tüm evlerden ırak olsun şekli...
3 ay önce banyo tavanımın alçıları ve boyaları dökülmeye başladı, üst katın ev sahibine telefon ettim ilgileneceğini söyledi, 1 ay geçti tekrar aradım, ve bugün son olarak tekrar aradım ki; artık bir hafta içinde halledilmez ise belediye kanalı ile işlem yaptıracağımı belirttim. Onlar banyolarının su tesisatını yaptıracak ki o sırada benim tavan kurayacak...
Sonra da tekrar banyo tavanı kazınıp alçı ve boya olayına gireceğiz...ölme eşeğim ölme...
Üstelik her hafta elimde bıçak, tavan kazıyorum, boyalar dökülmesin diye parça parça...
Tam bir eziyete döndü bu durum...
Sonuç gürültüsüz patırtısız bir ev var mı? Diye sormak istedim...
Gene de yatıp uyuma moduna kendimi alsam iyi olacak...
Perşembe, Mart 07, 2013
Bugün erken çıktık işten...
Sabahta geç gitmiştim bazı tahlilleri yaptırmak için... Sonuçlarım iyi çıktığı için sevindim:))
Hala bazı insanları anlayamama durumum var... Biraz fazla takılıyorum bu duruma...
Sebebi de belli esasında hep aynı durum... Fazla insani yaklaşıp gereğinden fazla değer vermek ve karşılığını görememek...
Bir kere de silinip atılmak...
Kazık yemek ve tekrar yemek...
Bir nevi alışkanlık oldu bu...
Yedikçe insanın derisinin kalınlaşması ve duygusal olarak katılaşması gerekirken, bende tam ters etki yapıyor...
Daha hassas daha kırılgan ve daha duygusal bir yapıya bürünüyorum ve her geçen gün hazım zorluğu yaşıyorum...
Sonra da insanların "neden güven sorunu" ve "sevgiye hasret kalarak" yaşadığımı anlamamalarının temelinde kendi davranışlarındaki özensizlik ve bencilliği anlamalarını beklemek gibi bir durum söz konusu oluyor.
Merkezde hep ben diyen insanlar sanırım bugünkü sorunumuz...
Esasında bir damla paylaşım sonrası kendi çıkarları için çevrelerini kırıp dökmekten hiç çekinmeyen, kendilerine yapılmasını istemediklerini hiç çekinmeden düşüncesizce karşısındaki insanlara yapan ne denir?
Toplum dediğimiz grubun çoğunluğunda gözlemlediğim merkez ben olgusu ve sonradan canavara dönüşen insanlarla çevrem örüldü bu son zamanlarda...
Eski arkadaşlarımın bu kadar hızlı bir değişime kendilerini bırakmaları ve dejenere bir toplumun parçaları olmaları her geçen gün beni soğutuyor ve kendimi nedense daha bir yalnızlığa itilmiş hissetmeme sebep oluyor...
Ama elden ne gelir...
Peki tüm bu insanlar benliklerini bu şekilde kaybederken temel olan unsurları bu kadar göz ardı ederken ben niye yıllardır aynı kalabiliyorum diye sorarsanız, sanırım cevabı belli...
İnsanlık diye bahsettiğimiz konu: vicdan kalbimin çoğunu kapsıyor... Zamanla emekle sevgiyle paylaşılan anları, insanları küt diye hayattan silip harcayamıyorum, tabii ki kırılıyor benimde içim, parçalara ayrılıyor ama acı ve hasret bir arada birbirine tutunuyor...
En önemlisi de bazı şeylerin albenisine kapılmadım hiç... Zaten hayatınız boyunca belli bir çevrede ve hazmetmiş olarak yaşarsanız gördüklerinize imrenmezsiniz ve ruhunuzu o gördüklerinize satmazsınız, dejenere de olmazsınız...
Tüm gün işe gider ve dönerken insanların üzerinizden sizi ezecek gibi gidip gelmesi, yol vermemesi, kuyruklarda sıra kavramını gözetmemeleri, hatta sıra var dediğinizde neredeyse sizi dövecek kadar sinirli olmaları, geniş kaldırımlarda halen çarparak yürümeleri ve özür kavramının olmaması, her yerde bağıra çağıra özel hayatlarını cep telefonunda konuşmaları, facebookta ve foursquare de nerede ne yaptıklarını sürekli göze sokmaları benim bu topluma ait olmadığımı gösteriyor...
Ama bu toplum dediğimiz kalabalığa da mahkumum...
Çünkü tahammül sınırlarını aşan; hem ahlaki hemde görgü kurallarını çiğneyen bu grubun içinde yaşamak zorundayım...
Garip olan kimse artık kimsenin umurunda değil ve hem sızlanıp hem de aynı davranışları devam ettiren bu toplum içinde hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor...
Kırılan parçalarımı artık yapıştırmak için yorgunum...
Zaten tekrar yapışamayacak kadar da çok küçük parçalara ayrıldılar...
Buna rağmen bu parçalar ile yarının bugünden daha güzel olmasını ümit edeceğim...
Sevenlerim ve sevdiklerim için...
Annem için...
Sabahta geç gitmiştim bazı tahlilleri yaptırmak için... Sonuçlarım iyi çıktığı için sevindim:))
Hala bazı insanları anlayamama durumum var... Biraz fazla takılıyorum bu duruma...
Sebebi de belli esasında hep aynı durum... Fazla insani yaklaşıp gereğinden fazla değer vermek ve karşılığını görememek...
Bir kere de silinip atılmak...
Kazık yemek ve tekrar yemek...
Bir nevi alışkanlık oldu bu...
Yedikçe insanın derisinin kalınlaşması ve duygusal olarak katılaşması gerekirken, bende tam ters etki yapıyor...
Daha hassas daha kırılgan ve daha duygusal bir yapıya bürünüyorum ve her geçen gün hazım zorluğu yaşıyorum...
Sonra da insanların "neden güven sorunu" ve "sevgiye hasret kalarak" yaşadığımı anlamamalarının temelinde kendi davranışlarındaki özensizlik ve bencilliği anlamalarını beklemek gibi bir durum söz konusu oluyor.
Merkezde hep ben diyen insanlar sanırım bugünkü sorunumuz...
Esasında bir damla paylaşım sonrası kendi çıkarları için çevrelerini kırıp dökmekten hiç çekinmeyen, kendilerine yapılmasını istemediklerini hiç çekinmeden düşüncesizce karşısındaki insanlara yapan ne denir?
Toplum dediğimiz grubun çoğunluğunda gözlemlediğim merkez ben olgusu ve sonradan canavara dönüşen insanlarla çevrem örüldü bu son zamanlarda...
Eski arkadaşlarımın bu kadar hızlı bir değişime kendilerini bırakmaları ve dejenere bir toplumun parçaları olmaları her geçen gün beni soğutuyor ve kendimi nedense daha bir yalnızlığa itilmiş hissetmeme sebep oluyor...
Ama elden ne gelir...
Peki tüm bu insanlar benliklerini bu şekilde kaybederken temel olan unsurları bu kadar göz ardı ederken ben niye yıllardır aynı kalabiliyorum diye sorarsanız, sanırım cevabı belli...
İnsanlık diye bahsettiğimiz konu: vicdan kalbimin çoğunu kapsıyor... Zamanla emekle sevgiyle paylaşılan anları, insanları küt diye hayattan silip harcayamıyorum, tabii ki kırılıyor benimde içim, parçalara ayrılıyor ama acı ve hasret bir arada birbirine tutunuyor...
En önemlisi de bazı şeylerin albenisine kapılmadım hiç... Zaten hayatınız boyunca belli bir çevrede ve hazmetmiş olarak yaşarsanız gördüklerinize imrenmezsiniz ve ruhunuzu o gördüklerinize satmazsınız, dejenere de olmazsınız...
Tüm gün işe gider ve dönerken insanların üzerinizden sizi ezecek gibi gidip gelmesi, yol vermemesi, kuyruklarda sıra kavramını gözetmemeleri, hatta sıra var dediğinizde neredeyse sizi dövecek kadar sinirli olmaları, geniş kaldırımlarda halen çarparak yürümeleri ve özür kavramının olmaması, her yerde bağıra çağıra özel hayatlarını cep telefonunda konuşmaları, facebookta ve foursquare de nerede ne yaptıklarını sürekli göze sokmaları benim bu topluma ait olmadığımı gösteriyor...
Ama bu toplum dediğimiz kalabalığa da mahkumum...
Çünkü tahammül sınırlarını aşan; hem ahlaki hemde görgü kurallarını çiğneyen bu grubun içinde yaşamak zorundayım...
Garip olan kimse artık kimsenin umurunda değil ve hem sızlanıp hem de aynı davranışları devam ettiren bu toplum içinde hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor...
Kırılan parçalarımı artık yapıştırmak için yorgunum...
Zaten tekrar yapışamayacak kadar da çok küçük parçalara ayrıldılar...
Buna rağmen bu parçalar ile yarının bugünden daha güzel olmasını ümit edeceğim...
Sevenlerim ve sevdiklerim için...
Annem için...
Pazartesi, Mart 04, 2013
Güzel bir Mart... Baharlar açmaya başladı... Güneş yüzünü daha çok gösterecek...
Artık yavaş yavaş düzene giriyorum, bu hafta içi eve geldiğim zaman yemeğimin hazır olması...
Pazar akşamı yaptığım zeytinyağlı güzel yemeklerim bu haftayı rahat geçirmemi sağlayacak...
Gece uyku düzenimi de yakaladım... Artık geç saatlere kalmadan yatıyorum ve mışıl mışıl uyuyorum...
Hatta sabahları da son derece rahat ve huzurlu uyandığıma göre hayatımın düzeni inşallah oturmaya başladı diyebilirim...
En önemlisi de uyku düzeni değil mi zaten...
Sabahları kurduğum saatten önce de uyanabildiğime göre sağlıklı bir uyku bu:))
Bu hafta sonu anneme de zaman ayırdım, puzzle yapımına da ve de en önemlisi Argo'yu izleme fırsatını yakalamam...
Uzun zamandır sinema keyfi yapmamıştım...
Çok iyi geldi:))
Pazar akşamı yaptığım zeytinyağlı güzel yemeklerim bu haftayı rahat geçirmemi sağlayacak...
Gece uyku düzenimi de yakaladım... Artık geç saatlere kalmadan yatıyorum ve mışıl mışıl uyuyorum...
Hatta sabahları da son derece rahat ve huzurlu uyandığıma göre hayatımın düzeni inşallah oturmaya başladı diyebilirim...
En önemlisi de uyku düzeni değil mi zaten...
Sabahları kurduğum saatten önce de uyanabildiğime göre sağlıklı bir uyku bu:))
Bu hafta sonu anneme de zaman ayırdım, puzzle yapımına da ve de en önemlisi Argo'yu izleme fırsatını yakalamam...
Uzun zamandır sinema keyfi yapmamıştım...
Çok iyi geldi:))
Cumartesi, Mart 02, 2013
Bu hafta person of interest'i hafta arası seyredemedim gene... Bugün akşam kısmet oldu...
Gerçekten değer verilen bir insanın doğum günü nasıl kutlanır bu dizide izleyip mutlu olabildim...
İnce bir düşünce tarzı olmalı o insanın... Sevdiğiniz şeyleri bilmeli ve bunu cazip hale getirip, heyecan katarak gerçekleştirmeli... Tabii bana göre bunların yapılması güzel... Temel nokta sevginin olması...
En çok izlerken beni mutlu eden şeyde, Newyork'un güzel sanat merkezinde sonlanması...
1 hafta boyunca tabanvay ve metro ile elimde artık yırtılmaya yüz tutmuş bir harita ile tüm tarih ve
sanat müzelerini gezmiştim...
Sabah abim ile trenle Grand Central istasyonuna, oradan metro ile Manhattan'a gidip ayrılırdık...
Sonra akşam gene Grand Central'da buluşup eve dönerdik...
Gün içinde 2 kere de hala hayattayım diye aramam gerekirdi abimi... :))
Solomon R. Guggenheim Müzesi'nin kendisi bile görülmeye değer...
Sanırım benim seyahatim geldi...:))
South Street Seaport Müzesi'nin yer aldığı 17. Liman en sevdiğim yerdir...
Restaurantları, muhteşem eski tarz yelkenli gemilerin sahilde demirlediği, muhteşem dondurmaları ile terasında uzanarak denizi seyredebildiğiniz güzel bir mekan olarak anılarımda kaldı...
Gerçekten değer verilen bir insanın doğum günü nasıl kutlanır bu dizide izleyip mutlu olabildim...
İnce bir düşünce tarzı olmalı o insanın... Sevdiğiniz şeyleri bilmeli ve bunu cazip hale getirip, heyecan katarak gerçekleştirmeli... Tabii bana göre bunların yapılması güzel... Temel nokta sevginin olması...
En çok izlerken beni mutlu eden şeyde, Newyork'un güzel sanat merkezinde sonlanması...
1 hafta boyunca tabanvay ve metro ile elimde artık yırtılmaya yüz tutmuş bir harita ile tüm tarih ve
sanat müzelerini gezmiştim...
Sabah abim ile trenle Grand Central istasyonuna, oradan metro ile Manhattan'a gidip ayrılırdık...
Sonra akşam gene Grand Central'da buluşup eve dönerdik...
Gün içinde 2 kere de hala hayattayım diye aramam gerekirdi abimi... :))
Solomon R. Guggenheim Müzesi'nin kendisi bile görülmeye değer...
Sanırım benim seyahatim geldi...:))
South Street Seaport Müzesi'nin yer aldığı 17. Liman en sevdiğim yerdir...
Restaurantları, muhteşem eski tarz yelkenli gemilerin sahilde demirlediği, muhteşem dondurmaları ile terasında uzanarak denizi seyredebildiğiniz güzel bir mekan olarak anılarımda kaldı...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
















