Geç çıkmama rağmen saat 12.30 gibi Kaldera'ya vardım. Tam düşündüğüm gibi. Odam sade, doğal ve içimi açıyor.
Hava çok sıcak...
Midilli adasının bu kadar yakın olması ise beni şaşırttı...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.
Cuma, Temmuz 31, 2009
Yolculuk...
Her sabah 05.30, en geç 06.30 da uyanmama rağmen bu sabah kalkmak ya da gitmek istemedim.
İlk kez keyifsiz araba kullanıyorum.
Sanki gidersem kalbim duracak.
Ya da tatile değil sürgün...
Esasında zorunlu 1 tatil. Toplu tatil bizimkisi. Başka zaman yok.
Peki ne yapmak isterdim...
Sevdiğim kişiyi her gün görmek isterdim.
Bu sene deniz çok önemli değil veya tatil.
Ama istekler tek taraflı olunca önem arz etmiyor.
İçim acımıyor, resmen ateş topu oldu yanıyor. Bütün bu duyguları söküp atacak 1 hapı halen bulamamış olmaları garip...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.
İlk kez keyifsiz araba kullanıyorum.
Sanki gidersem kalbim duracak.
Ya da tatile değil sürgün...
Esasında zorunlu 1 tatil. Toplu tatil bizimkisi. Başka zaman yok.
Peki ne yapmak isterdim...
Sevdiğim kişiyi her gün görmek isterdim.
Bu sene deniz çok önemli değil veya tatil.
Ama istekler tek taraflı olunca önem arz etmiyor.
İçim acımıyor, resmen ateş topu oldu yanıyor. Bütün bu duyguları söküp atacak 1 hapı halen bulamamış olmaları garip...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.
Perşembe, Temmuz 30, 2009
"Yarınımız yok..." Bugünü hiç yaşamadık ki yarını düşüneyim...
"Great Expectations"
Küçükken kitabını 2 veya 3 kere okumuştum, filmi geldiği zaman biraz hayal kırıklığı yaratmasına rağmen, müziğini hiç unutamadım...
Bugün film müziğini aldım...
Ne de olsa yola gideceğim:))
" Life in mono "
"
The stranger sang a theme
From someone else's dream
The leaves began to fall
And no-one spoke at all
But I can't seem to recall
When you came along
Ingenue
I just don't know what to do
The tree lined avenue
Begins to fade from view
Drowning past regrets
In tea and cigarettes
But I can't seem to forget
When you came along
Ingenue "
İnsanın içini buruyor...
İçimdeki acıyı ifade ediyor sanırım...
Bu acı geçmiyor 2 gündür... her ne kadar yaklaşık 1 aydır kayboldu ruhum...
Hayatımın amacından saptım...
Değerlerime göre, eğlenerek, mutlu yaşamak istiyorum... huzur istiyorum...
Sonra bu mutluluğumu herkesle paylaşmak istiyorum...
Beni en çok yaralayan durum; verdiğiniz değerin karşılığını alamamanız...
Kişilerin kendi yaptıkları davranışlara bakmadan, sizin davranışlarınızı beğenmemesi... Ya da ağızlarından çıkanı kulaklarının duymaması...
Sonuç koca bir boşluk... başıma taş düştü... :)))
Gideceğim yerdeki taşlarla dolduracağım o boşluğu...
Olmadı deniz suyu ile...:)))
İçine de bir balık atarız...:)) pirana mesela... o zaman aptal aşık olabilirim...
Bu devirde akıllısı işe yaramıyor... Borsada değer kaybediyor...
Küçükken kitabını 2 veya 3 kere okumuştum, filmi geldiği zaman biraz hayal kırıklığı yaratmasına rağmen, müziğini hiç unutamadım...
Bugün film müziğini aldım...
Ne de olsa yola gideceğim:))
" Life in mono "
"
The stranger sang a theme
From someone else's dream
The leaves began to fall
And no-one spoke at all
But I can't seem to recall
When you came along
Ingenue
I just don't know what to do
The tree lined avenue
Begins to fade from view
Drowning past regrets
In tea and cigarettes
But I can't seem to forget
When you came along
Ingenue "
İnsanın içini buruyor...
İçimdeki acıyı ifade ediyor sanırım...
Bu acı geçmiyor 2 gündür... her ne kadar yaklaşık 1 aydır kayboldu ruhum...
Hayatımın amacından saptım...
Değerlerime göre, eğlenerek, mutlu yaşamak istiyorum... huzur istiyorum...
Sonra bu mutluluğumu herkesle paylaşmak istiyorum...
Beni en çok yaralayan durum; verdiğiniz değerin karşılığını alamamanız...
Kişilerin kendi yaptıkları davranışlara bakmadan, sizin davranışlarınızı beğenmemesi... Ya da ağızlarından çıkanı kulaklarının duymaması...
Sonuç koca bir boşluk... başıma taş düştü... :)))
Gideceğim yerdeki taşlarla dolduracağım o boşluğu...
Olmadı deniz suyu ile...:)))
İçine de bir balık atarız...:)) pirana mesela... o zaman aptal aşık olabilirim...
Bu devirde akıllısı işe yaramıyor... Borsada değer kaybediyor...
Çarşamba, Temmuz 29, 2009
Adalardan bir yar gelir bizlere...


28 Temmuz Salı...
Hala tatildeyim ve İstanbul'dayım...
2006 yılında da tatilimin 15 gününü İstanbul'da geçirmiştim...
O zamanda gezmediğim yer kalmadığı gibi, eve de pek girdiğim de söylenemezdi...
O gün öğlene doğru kankam aradı... Adaya gideceklerini ve bir saat içinde beni evden alacaklarını söyledi...
O bir saat oldu 2 saat... hali ile de öğlen 14:00 sularında ancak adaya gitmek için yola çıkabildik...
Vapur olmadığından motor ile geçmemiz gerekiyordu... İlk kez adaya motor ile geçecektim... Zaten adalara gitmeyeli de neredeyse 4 sene olmuştu...
Adaya vardığımızda düşündüğümüzden daha kalabalık olduğunu gördük, daha çok turistlerin olması da açıkçası güzel... bizden daha çok gezmeye meraklılar sanırım... biz yaşadığımızı şehir içinde özellikle de çalışırken unutan bir grubuz... ya da bu durum daha çok benim için geçerli... işkoliklik bir hastalık diye düşünüyorum...
Yol boyunca bisiklet kiralama durumundan bahsedildiğinden, bende yaklaşık sanırım 5-6 senedir bisiklet dışı bir hayat sürdüğümden, yokuşlarda beni unutun... sonra buluşuruz dedim:))
Yokuşta bizi tıkayan tek bir şey vardı, o da son günlerde biraz dozajını arttırdığımız, dumansız hava kampanyasını desteklemeyen aktivite...
Bundan muzdarip olmamamıza rağmen tüm molalarda tam tersi aktiviteye devam etmekte, sanırım sağlık sektöründe çalışmamıza rağmen bir engel teşkil etmiyor...
Adada tura kilise hedefli başladık... yokuş aşağıya inmeler süperdi... hızınızı alamıyorsunuz... bir iki kere atlara yem olma riskime rağmen, halen hayattayım:)))
Sonrasında kilise yokuşunu yürüme kısmına başladık... yokuş tırmanma kısmında kankamın esprileri beni bitirdi... bu da yokuşu biraz daha ağırdan almama sebep oldu...
Kilisede klasik gene 3 mum diktim...
Sonuçta Allah'ın evi bana göre her yer...
Önemli olan tek şey niyetin...
Kilise yanındaki meşhur köftecide yemek molasına geldiğimizde saati 18:30 yapmıştık...
Patates kızartması, çoban salata, yaprak sarma, köfte ve şarap...
Daha ne olsun...
Muhteşem bir manzara eşliğinde bu kadar ucuza ve lezzetli yemek başka nerede yenir bilemiyorum...
Aşağıya doğru inmek için hiç acele etmedik... sanırım 1,5 saat kadar orada kaldık...
Rüzgürdan artık donma aşamasına geldiğimizde aşağıya inme serüveni başladı...
Sonra bisikletlerimizi alarak, Büyükada Turu olarak geçen adanın arka tarafına doğru bisikletlerimiz ile yol almaya başladık...
Bugüne kadar hiç adanın arka tarafına geçmediğime yandım...
Tam benim yolum... Ormanlık bir yol, muhteşem ağaçlar - eskiden beri ağaçlara tutkunum özellikle de eski ağaçlara - bir tarafta muhteşem bir deniz ve gün batımı...
Eskibağ koyu olarak adlandırılan yere geldiğimizde ise, ben zaten oraya aşık oldum...
İstanbul dışında terkedilmiş bir yer gibi, gün batımında sadece bize ait bir yer...
Manzara, ağaçta bir salıncak...
Tamamen dingin...
Sadece bize ait gibi...
İnsanın kendini dinleyeceği bir yer...
Bilseydim çok önceden gelir, bütün gece otururdum...
Tabii yalnız olmak koşulu ile...
Oradan hiç kopmak istemedim...
Ama bisikletlerimizi saat 9 a kadar teslim etmemiz gerekiyordu, adanın arka tarafındaki yoldan devam ettik... hep yokuş aşağıya olması sanırım tam bize göre idi...
Adanın merkezine ulaştığımızda ise, artık bir dondurmayı haketmiştik...
Dondurmalarımızı yerken, ada motorunun saatinin gelmesini bekledik...
Rüzgardan serseme dönmüş ve çok üşümüştüm...
Bütün bu üşümeye ve sersemliğe değerdi...
Pazar, Temmuz 26, 2009
Tatil başladı...15 gün benim...
Sonunda tatil geldi, dayandı kapıma...
Uzun bir zamandır tatil planları içinde iken son 10 gündür açıkçası içimden hiç bir şey yapmak gelmediği gibi bir de depresif bir şekilde İstanbul'u beklemek istemediğimi anladım...
Geçen hafta gerek Ayvacık gerek Bozcaada'nın istilası sonrasında bu sefer şansımın yaver gitmesi için dua ettim.
Sanırım yukaridaki sadece bu konuda dualarımı kabul ediyor...
Sonunda bende tamamı ile özgür kalacağım bir tatil planladım kendime...
Sadece dingin bir ortam, yeşillikler, deniz ve ben...
Bütün ruhumu temizleyip, İstanbul'a dönme hayallerim var.
Tüm kuruntularımdan kurtulmak... Bunu başarabilir miyim?
Bazı olaylara kolay aldanıyor, sonra kendimi bir türlü toparlayamıyorum...
Buradaki önemli soru şu... güvenebilir miyim?
Güven problemi olan biri için, herşeyi hayatta tek başına yapmaya alışmış biri olarak...
Kırılmadan, incinmeden, gerçekten saygı ve sevgi dayanışması içinde yalansız bir ilişki...
Kimse kimseyi boğmamalı... ama paylaşımlar iletişimle sağlanmalı...
Özverili bir ilişki...
Böyle baktığınızda geçmişte bunlar varmış...
Bugünlerde ilişkiler çabuk tüketiliyor...
Ama insan hayatta kaç kere aşık olur ki...
Zaten iş hayatının yoğunluğu arasında tam kendimi herşeye hazır hissederken, kim aşık olmak isterdi ki...
Aşk varsa acısız olmaz... Bu acıyı değil, ama acı turşuyu, acı ev yapımı salçayı çok severim...
Salça demişken, annem inanılmaz güzel ev salçası yapar... özel... esasında annem turşuyuda acılı yapar hem de her türlü turşu:))) canım çekti...
Neyse konumuz aşk...
Durum o ki bu durumda salak olmak lazım...
Demek ki salaklık var bende...
Neyse şimdi tatilimin dingin, huzurlu ve gerçekten hayalimdeki gibi geçmesi için dua edelim...
Döndüğüm zaman inanılmaz bir iş temposu beni bekliyor olacak...
Motivasyonumun olması lazım...
Sonrasında bir de 10 günlük sıcaklar diyarına seyahat...
Kankamın aşk hayatı dolu dizgin gittiğinden bu sıralar o da kendi halinde...
Onun adına seviniyorum... Biri mutluluğu yakaladı...
Belki bende bir gün yakalarım...
Uzun bir zamandır tatil planları içinde iken son 10 gündür açıkçası içimden hiç bir şey yapmak gelmediği gibi bir de depresif bir şekilde İstanbul'u beklemek istemediğimi anladım...
Geçen hafta gerek Ayvacık gerek Bozcaada'nın istilası sonrasında bu sefer şansımın yaver gitmesi için dua ettim.
Sanırım yukaridaki sadece bu konuda dualarımı kabul ediyor...
Sonunda bende tamamı ile özgür kalacağım bir tatil planladım kendime...
Sadece dingin bir ortam, yeşillikler, deniz ve ben...
Bütün ruhumu temizleyip, İstanbul'a dönme hayallerim var.
Tüm kuruntularımdan kurtulmak... Bunu başarabilir miyim?
Bazı olaylara kolay aldanıyor, sonra kendimi bir türlü toparlayamıyorum...
Buradaki önemli soru şu... güvenebilir miyim?
Güven problemi olan biri için, herşeyi hayatta tek başına yapmaya alışmış biri olarak...
Kırılmadan, incinmeden, gerçekten saygı ve sevgi dayanışması içinde yalansız bir ilişki...
Kimse kimseyi boğmamalı... ama paylaşımlar iletişimle sağlanmalı...
Özverili bir ilişki...
Böyle baktığınızda geçmişte bunlar varmış...
Bugünlerde ilişkiler çabuk tüketiliyor...
Ama insan hayatta kaç kere aşık olur ki...
Zaten iş hayatının yoğunluğu arasında tam kendimi herşeye hazır hissederken, kim aşık olmak isterdi ki...
Aşk varsa acısız olmaz... Bu acıyı değil, ama acı turşuyu, acı ev yapımı salçayı çok severim...
Salça demişken, annem inanılmaz güzel ev salçası yapar... özel... esasında annem turşuyuda acılı yapar hem de her türlü turşu:))) canım çekti...
Neyse konumuz aşk...
Durum o ki bu durumda salak olmak lazım...
Demek ki salaklık var bende...
Neyse şimdi tatilimin dingin, huzurlu ve gerçekten hayalimdeki gibi geçmesi için dua edelim...
Döndüğüm zaman inanılmaz bir iş temposu beni bekliyor olacak...
Motivasyonumun olması lazım...
Sonrasında bir de 10 günlük sıcaklar diyarına seyahat...
Kankamın aşk hayatı dolu dizgin gittiğinden bu sıralar o da kendi halinde...
Onun adına seviniyorum... Biri mutluluğu yakaladı...
Belki bende bir gün yakalarım...
Cuma, Temmuz 17, 2009
tatil...
yaklasik 8 aydir hummali bir calismadan sonra, tatil kapiya dayandi sayilir...
halen ne yapacagimi cok bilemiyorum... onceden 15 gunu annemle yazlikta gecirme dusuncesi ile basbasa iken, su son donemlerdeki motivasyonsuz durumuma bakilirsa, tatil mi yoksa eziyet mi bilemiyorum...
tekrar is basi yapmadan once ciddi bir rahatlamaya, enerji dopingine ihtiyacim varken... hayatimdaki belirsizlikler beni demoralize ediyor...
elim kolum baglanmis bir sekilde duruyorum...
bu hafta sonu kendimle bir basima istanbul disina uzanma planlarim ise, bozcaada daki yelkenciler, assos ve ayvaciktaki tatilciler, bartin a kadar uzanan tatilciler ile suya dustu...
nasil bir milletiz ki her yeri tepe tepe dolduruyoruz... bir kisilik bile bir yer birakmiyoruz... helal vallahi...
bir basimi alip gidemedim ya...
basimla kaldim basbasa su sicak istanbul gunlerinde...
icimdeki sikintidan bir kurtulsam...
halen ne yapacagimi cok bilemiyorum... onceden 15 gunu annemle yazlikta gecirme dusuncesi ile basbasa iken, su son donemlerdeki motivasyonsuz durumuma bakilirsa, tatil mi yoksa eziyet mi bilemiyorum...
tekrar is basi yapmadan once ciddi bir rahatlamaya, enerji dopingine ihtiyacim varken... hayatimdaki belirsizlikler beni demoralize ediyor...
elim kolum baglanmis bir sekilde duruyorum...
bu hafta sonu kendimle bir basima istanbul disina uzanma planlarim ise, bozcaada daki yelkenciler, assos ve ayvaciktaki tatilciler, bartin a kadar uzanan tatilciler ile suya dustu...
nasil bir milletiz ki her yeri tepe tepe dolduruyoruz... bir kisilik bile bir yer birakmiyoruz... helal vallahi...
bir basimi alip gidemedim ya...
basimla kaldim basbasa su sicak istanbul gunlerinde...
icimdeki sikintidan bir kurtulsam...
Cumartesi, Temmuz 11, 2009
7 Haziran 2009, Pazar
Sabah saat:11:00 Kankam ariyor... Bostanci'da bir pastanede konumlanmislar... Piknige gidecegiz... Neredeyse 5 senedir piknik, piknik diye sayikliyorum...
Sonunda o gun geldi...:))
Dunku takim ayni sekilde gidecek... Sadece O olmayacak... Isi oldugundan degil... istemediginden... Takilmamak lazim bu tip seylere... Herkesin tercihi farkli olabilir... Ben cok mutluyken, gelen gelir modundayken hele...
Kavacik'ta erzak durumlarina girisiyoruz, bu arada yolda giderken ariyor arkadasi... Nerede oldugumuzu soruyor... Bu "gelecek" demek mi, bilmiyorum, sormuyorum da...
Piknik alanina geldigimiz zaman hemen nehir kenarina konumlaniyoruz... Malzemeleri masanin uzerinde dizerken, yavas yavas aldigimiz gazetelere goz gezdirme fasli basliyor... Aradan gecen yarim saatten sonra, geliyor... Ikımızde sanki dun yanyana oturan biz degilmisiz gibi uzak duruyoruz birbirimizden...
Bu sirada ortamda muhabbete katilmaya devam ederken o da sanırım ısınmaya başlamıştı... havanında etkisi olabilir mi acaba:)))
Ve yemek zamanı... Kanatlarimiz, etlerimiz rakılar, acili salgam, meyva sulari, meyvalar ile masamiza diyecek yok... Bir taraftan da gitarimiz...
Aksama dogru herkes Istanbul'a dogru yola koyulmaya baslarken biz 5 kisi olarak gecenin serinligi ile sessizligin keyfini cikartmaya devam ettik...
Unutulmayacak bir gündü...
Sonunda o gun geldi...:))
Dunku takim ayni sekilde gidecek... Sadece O olmayacak... Isi oldugundan degil... istemediginden... Takilmamak lazim bu tip seylere... Herkesin tercihi farkli olabilir... Ben cok mutluyken, gelen gelir modundayken hele...
Kavacik'ta erzak durumlarina girisiyoruz, bu arada yolda giderken ariyor arkadasi... Nerede oldugumuzu soruyor... Bu "gelecek" demek mi, bilmiyorum, sormuyorum da...
Piknik alanina geldigimiz zaman hemen nehir kenarina konumlaniyoruz... Malzemeleri masanin uzerinde dizerken, yavas yavas aldigimiz gazetelere goz gezdirme fasli basliyor... Aradan gecen yarim saatten sonra, geliyor... Ikımızde sanki dun yanyana oturan biz degilmisiz gibi uzak duruyoruz birbirimizden...
Bu sirada ortamda muhabbete katilmaya devam ederken o da sanırım ısınmaya başlamıştı... havanında etkisi olabilir mi acaba:)))
Ve yemek zamanı... Kanatlarimiz, etlerimiz rakılar, acili salgam, meyva sulari, meyvalar ile masamiza diyecek yok... Bir taraftan da gitarimiz...
Aksama dogru herkes Istanbul'a dogru yola koyulmaya baslarken biz 5 kisi olarak gecenin serinligi ile sessizligin keyfini cikartmaya devam ettik...
Unutulmayacak bir gündü...
6 Haziran 2009, Cumartesi
Sabah erkenden kalktim... Normalde gece gec saatlere kadar calistigimdan cumartesi ve pazar gunleri oglene kadar uyurum... Hatta annemde beni hep ogleden sonra aramaya programlidir...:)) Keyifli bir gece, motivasyonu arttiriyor sanirim... Ya da mutluluk asilandigindan uyku anlamini yitirdi...
Ogleden sonra kankam arayarak aksam Manhattan'a gideceklerini ve benimde katilmam gerektigini belirtti. Belirtti derken, cumartesi aksami dizi keyfim 20:00-22:30 arasinda olup, yaklasik 2 haftadir insan ekme durumu hat safhaya ciktigindan sanirim biraz emri vaki vardi... Sonra tekrar arayarak dizinin kendi evinde ozel kayda alinacagini ve artik bunun bir mazereti kalmadigini belirtti.
Yapacak bir sey yoktu... Uzerimdeki spor kiyafetlerle tam geceye katilmak uzere evden cikacakken, son telefonlarinda sigara siparislerini aktardilar, spor gelmemem gerektigi ayricada eklendi... Halbuki o sekilde rahattim... En sevdigim elbiseyi giyerek evden ciktim...
Gece 4 kisi olacaktik... mehtap vardi ve icecektik... Kurtlar dokulsun diye... Sonra Mustafa abi geldi... Ben icimden yandik derken masanin en basina konumlandi...
Aradan gecen yarim saat sonrasinda masaya bir misafir daha geldi... Bu kim oldum bir an... Ilgisiz gibi gozukmeye calisirken kankamla goz temasi kurarak kim oldugunu ogrenmeye calistim... Sonrasinda masa kucuk gelince yer degisiminde masanin basina ben gecerken, kankam capraz konumda kaldi... yeni misafirimiz yanima oturmus olsa bile yaklasik bir saat kadar pek bir iletisim kurma sansimiz olamadi... Sonrasinda benim su degilde cintonik ictigimin anlamasi ile, "serefe" kisminda beni de kaale almaya basladi:)) sonrasinda bildiginiz genel geyikler... nerede calisiyorsun... kimsin... nesin...
tarzını begenmistim...
Sonrasinda nasil oluyorsa her zaman soguk ve uzak gibi gozuken tipime ragmen, icimde inanilmaz bir cekime girdigim ani yasamaya basladim... Sanki daha onceden tanismisiz gibi... bir o kadar yakin hissettim kendimi ona...
Masanin keyfine diyecek yoktu... Mehtap bir yandan... Muzik bir yandan... Bizimkilerin gitari da ortaya cikinca, sabahi gorduk... biraz usuyerek de olsa...
Kahvaltiya gitmemiz gerekirdi ama Pazar gunu icin Riva Piknik planimiz vardi...
Biraz uyku gerekiyordu... Ayrilirken sanki hergun gorustugum biri gibi, sadece iyi sabahlar dileyerek ayrildim... Irtibat olmadan... Bu sekilde olmasi gerekiyordu diye dusundum, sadece tanisilan biri... Sabahin 5.30 da evdeydim... Aklimda kalmisti ama kalmamaliydi... Kendi kendime isterse bana ulasir diye dusundum... 2 gunum cok guzel gecmisti, yaklasik 2 yildir hic boyle bir zaman gecirmemistim...
Ogleden sonra kankam arayarak aksam Manhattan'a gideceklerini ve benimde katilmam gerektigini belirtti. Belirtti derken, cumartesi aksami dizi keyfim 20:00-22:30 arasinda olup, yaklasik 2 haftadir insan ekme durumu hat safhaya ciktigindan sanirim biraz emri vaki vardi... Sonra tekrar arayarak dizinin kendi evinde ozel kayda alinacagini ve artik bunun bir mazereti kalmadigini belirtti.
Yapacak bir sey yoktu... Uzerimdeki spor kiyafetlerle tam geceye katilmak uzere evden cikacakken, son telefonlarinda sigara siparislerini aktardilar, spor gelmemem gerektigi ayricada eklendi... Halbuki o sekilde rahattim... En sevdigim elbiseyi giyerek evden ciktim...
Gece 4 kisi olacaktik... mehtap vardi ve icecektik... Kurtlar dokulsun diye... Sonra Mustafa abi geldi... Ben icimden yandik derken masanin en basina konumlandi...
Aradan gecen yarim saat sonrasinda masaya bir misafir daha geldi... Bu kim oldum bir an... Ilgisiz gibi gozukmeye calisirken kankamla goz temasi kurarak kim oldugunu ogrenmeye calistim... Sonrasinda masa kucuk gelince yer degisiminde masanin basina ben gecerken, kankam capraz konumda kaldi... yeni misafirimiz yanima oturmus olsa bile yaklasik bir saat kadar pek bir iletisim kurma sansimiz olamadi... Sonrasinda benim su degilde cintonik ictigimin anlamasi ile, "serefe" kisminda beni de kaale almaya basladi:)) sonrasinda bildiginiz genel geyikler... nerede calisiyorsun... kimsin... nesin...
tarzını begenmistim...
Sonrasinda nasil oluyorsa her zaman soguk ve uzak gibi gozuken tipime ragmen, icimde inanilmaz bir cekime girdigim ani yasamaya basladim... Sanki daha onceden tanismisiz gibi... bir o kadar yakin hissettim kendimi ona...
Masanin keyfine diyecek yoktu... Mehtap bir yandan... Muzik bir yandan... Bizimkilerin gitari da ortaya cikinca, sabahi gorduk... biraz usuyerek de olsa...
Kahvaltiya gitmemiz gerekirdi ama Pazar gunu icin Riva Piknik planimiz vardi...
Biraz uyku gerekiyordu... Ayrilirken sanki hergun gorustugum biri gibi, sadece iyi sabahlar dileyerek ayrildim... Irtibat olmadan... Bu sekilde olmasi gerekiyordu diye dusundum, sadece tanisilan biri... Sabahin 5.30 da evdeydim... Aklimda kalmisti ama kalmamaliydi... Kendi kendime isterse bana ulasir diye dusundum... 2 gunum cok guzel gecmisti, yaklasik 2 yildir hic boyle bir zaman gecirmemistim...
5 Haziran 2009 Cuma
Yogun 6 aylik bir donemi geride birakip, rahat rahat nefeslenmeye karar verdigim bir cuma gunu...
Icimde bir heyecan seli ile sirketten bir arkadasim ve onun erkek arkadasi tarafından 1 yildir konusulan Tavanarasi'na gitmeye karar verdigimiz aksam...
Sirkette Tansiyon Olcum Kosesi'ni kurdurmus olmanin rehaveti icinde, aksam 17:00 de ofisi terketmeden once, bizde bir olcturelim su tansiyonu diyoruz...
Arkadasim "hadi ama gec kaldik... disarda bekleniyoruz" demesine ragmen, kendi de tansiyonunu olcturmeden cikamiyor:)))
Araca kendimizi atiyoruz... Arabayi yeni devralan arkadasimiz pek bir afilli... "Nedir bu arabanin cantlarindaki bagciklar" diyorum... Ani frenlerle sarsilmaya basladigim an anliyorum ki Taksim'e kadar bu sekilde bir on bir arka sallanacagim:))) ne de olsa arabaya alisma sureci daha gecmemis...
Taksim'de diger arkadaslarini aliyoruz... Tavanarasi' na giderken keyfime diyecek yok... Uzun zamandir ilk kez beraber olmayi planladigimiz ama basaramadigimiz bir gun... Mutluyum... Ozgurluge kavusmus gibiyim...
2 ay once annemin arkadaslari ile Divan Erenkoy'de bir araya gelmis ve ilk cintonigimi icmistim... Yogun ve stresli bir gun aksami, bir icki insani bu kadar mi rahatlatirmis... Daha once neden icmemisim... Yoksa hersey o an'a mi bagli... Hani vardir bir an... Icinizde bir seyler kipirdamaya baslar... Kuslar gibi hafifsinizdir... Herseye ragmen hayat guzeldir... O anin hic bitmesini istemezsiniz... Annem ve arkadaslari ile her zaman kendimi cok iyi hissediyorum... Gecmisteki anilar, paylasimlar ve de fedakarliklar uzerine kurulu bir dunya... Bu dunyada onlarla rahatim, guvendeyim ve benim... Ben onlara gore guzelim, iyiyim ve basariliyim... Herseye ragmen de onlarin gozunde halen bebekleriyim... Buyumeyen ama gun gectikce gozlerinde olgunlasan... Herseyin en iyisine layik... Korumaci, kollamaci tutumlarinda da bir eksilme yok...
Zaman akip giderken, Aysel teyzem hep her zaman yanimda idi... En sancili donemimde bir aksamini bana Harward Cafe'de ayirmasi, en zor karar aninda yanimda destegi asla unutulamaz...
Bir cintonikten nerelere mi geldik...:))
Tavanarasina donersek, ben geceye cintonikle baslarken arkadaslarda gazoz vari iceceklerle on hazirlik sureclerini tamamlamaya calistilar... Her yigidin yogurt yigisi farkli olurmus... Bunlarinda icki icmeleri "haydi bire" der gibi, yemek sonrasi, doldur bosalt sistemi ile devam etti... Genc arkadaşlarim havuc salatalik ve limon uclemesini bana da asiladilar ve sanirim o gece 2 kilo kadar yemisizdir... :)))
Sonrasinda 23:30 gibi artik evlere dagilma vakti geldiginde, Moda'dan bir arkadaim arayarak " ben taksimdeyim sende taksimde isen bulusalim" diyince, benimde ev oncesi mola zamanim oldu:))
Melek Cafe de bir mola donemi arkasi, gece 2 gibi kankami aradim... Butun gece zaten kendisi ile ara ara konustugumuzdan belki ara bir cila donemi ve yuzyuze gece dedikodusu yapmamiz gerekecekti... Bostanci'da kendisi ile bulusarak, yerfistigina gittik... Geceyi 3:30 sularinda kapatirken, bende kendime inanamadim... Bir gun bu kadar mi yogun ve hizli yasanirdi...
Gece yatarken en kotu gunumun bu sekilde ve dostlarimla gecmesini diledim....
Icimde bir heyecan seli ile sirketten bir arkadasim ve onun erkek arkadasi tarafından 1 yildir konusulan Tavanarasi'na gitmeye karar verdigimiz aksam...
Sirkette Tansiyon Olcum Kosesi'ni kurdurmus olmanin rehaveti icinde, aksam 17:00 de ofisi terketmeden once, bizde bir olcturelim su tansiyonu diyoruz...
Arkadasim "hadi ama gec kaldik... disarda bekleniyoruz" demesine ragmen, kendi de tansiyonunu olcturmeden cikamiyor:)))
Araca kendimizi atiyoruz... Arabayi yeni devralan arkadasimiz pek bir afilli... "Nedir bu arabanin cantlarindaki bagciklar" diyorum... Ani frenlerle sarsilmaya basladigim an anliyorum ki Taksim'e kadar bu sekilde bir on bir arka sallanacagim:))) ne de olsa arabaya alisma sureci daha gecmemis...
Taksim'de diger arkadaslarini aliyoruz... Tavanarasi' na giderken keyfime diyecek yok... Uzun zamandir ilk kez beraber olmayi planladigimiz ama basaramadigimiz bir gun... Mutluyum... Ozgurluge kavusmus gibiyim...
2 ay once annemin arkadaslari ile Divan Erenkoy'de bir araya gelmis ve ilk cintonigimi icmistim... Yogun ve stresli bir gun aksami, bir icki insani bu kadar mi rahatlatirmis... Daha once neden icmemisim... Yoksa hersey o an'a mi bagli... Hani vardir bir an... Icinizde bir seyler kipirdamaya baslar... Kuslar gibi hafifsinizdir... Herseye ragmen hayat guzeldir... O anin hic bitmesini istemezsiniz... Annem ve arkadaslari ile her zaman kendimi cok iyi hissediyorum... Gecmisteki anilar, paylasimlar ve de fedakarliklar uzerine kurulu bir dunya... Bu dunyada onlarla rahatim, guvendeyim ve benim... Ben onlara gore guzelim, iyiyim ve basariliyim... Herseye ragmen de onlarin gozunde halen bebekleriyim... Buyumeyen ama gun gectikce gozlerinde olgunlasan... Herseyin en iyisine layik... Korumaci, kollamaci tutumlarinda da bir eksilme yok...
Zaman akip giderken, Aysel teyzem hep her zaman yanimda idi... En sancili donemimde bir aksamini bana Harward Cafe'de ayirmasi, en zor karar aninda yanimda destegi asla unutulamaz...
Bir cintonikten nerelere mi geldik...:))
Tavanarasina donersek, ben geceye cintonikle baslarken arkadaslarda gazoz vari iceceklerle on hazirlik sureclerini tamamlamaya calistilar... Her yigidin yogurt yigisi farkli olurmus... Bunlarinda icki icmeleri "haydi bire" der gibi, yemek sonrasi, doldur bosalt sistemi ile devam etti... Genc arkadaşlarim havuc salatalik ve limon uclemesini bana da asiladilar ve sanirim o gece 2 kilo kadar yemisizdir... :)))
Sonrasinda 23:30 gibi artik evlere dagilma vakti geldiginde, Moda'dan bir arkadaim arayarak " ben taksimdeyim sende taksimde isen bulusalim" diyince, benimde ev oncesi mola zamanim oldu:))
Melek Cafe de bir mola donemi arkasi, gece 2 gibi kankami aradim... Butun gece zaten kendisi ile ara ara konustugumuzdan belki ara bir cila donemi ve yuzyuze gece dedikodusu yapmamiz gerekecekti... Bostanci'da kendisi ile bulusarak, yerfistigina gittik... Geceyi 3:30 sularinda kapatirken, bende kendime inanamadim... Bir gun bu kadar mi yogun ve hizli yasanirdi...
Gece yatarken en kotu gunumun bu sekilde ve dostlarimla gecmesini diledim....
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)




