Çarşamba, Eylül 30, 2009

Çok yorgunum... Uykusuzum...

Bu sabah 3.30 a kadar çalıştım, 6.00 uyandım... Sabiha gökçen e gidiş, otele varış ve surekli telefonlar, 3 kere şarja rağmen, toplantım ile ancak şimdi odaya gelebildim.
Oteldeki tek firma temsilcisiyim yarına kadar. Bizimkilere bir süprizim var...
Ama çok yorgun ve uykusuzum...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Salı, Eylül 29, 2009

Yeni Genel Müdürlük binamızda yepyeni bir başlangıç...

Bu sabah erken kalkmaya çalışsam da cep telefon alarmının tuşunu sürekli ertelemeye basmaktan... kalkamadım...
Korhan aramasa, ertelemekten dolayı sanırım 8 gibi kalkardım...:))

Hemen uyandım ve hazırlanmaya başladım, 15 dakika sonra evden çıkmıştım...
Yollar boştu... Korhan'ı aradığımda pastaneden bize yolluk alıyordu:)))

Bostancı E5 den Tem yoluna bağlandık...
Kavacık'a kadar süre 15 dakika idi... İşe bu kadar kısa sürede gidebilmek mucize gibi...
Pazartesi bile 15 dakika da gidiyorsak, diğer günler bu daha kısa sürecek demektir...
Okul tatillerini düşünemiyorum bile:) süper...

Arabayı garaja parkettikten sonra -7. katta asansör beklemeye başladık...
Gelemediğini anlayınca merdivenle -6. kata yürüyerek çıktık...
-6 yeni kafetaryamız ve aynı zamanda sigara içilecek terasın olduğu yer... Restaurantlarda bile böyle bir yer yoktur... Mutluluk verici...

Yani bina önden bakıldığında 6 katlı...
Arkadan bakıldığında 14 katlı:)) arkadan yeşilliğe bakıyor...

Sonrasında güvenlik bizi 2. katımıza çıkardı... Katta Sarı ve Beyaz renkler ağırlıklı.... Her kat şirketin Kurumsal renklerinden biri ile döşenmiş, gizli dolaplar arkasında mutfak, yangın merdiveni, makineler saklanmış... Kapıyı da bulmak için duvardaki yazıların bazı harflerini unutmamak lazım... Muhteşem bir ofis... Bu benim 2. kurumsal şirketim... Tabii yabancı firma olması ile, ofisteki 8 ay süren hazırlığın hakkını vermek gerekiyor...
İnanılmaz motive edici, huzurlu ve muhteşem modern...

Kendimi bambaşka bir dünyada hissettim...
Seyahatlerim bitince bir ara resimlerini de çekeceğim... Şu an fotograf makinem Mert'le yurtdışı kongrede geziniyor:))

Sonrasında oturma yerlerimize alışma, küçük bir toplantı ile kaynaşma...

Şu an 350 kişiyiz... Haftaya Otc grubu da geldiğinde daha da kaynaşırız...

Yarın sabahtan Antalya'ya iş seyahatine gidiyorum...
Yeliz Ankara'ya... sonra çarşamba günü Antalya'ya bana desteğe gelecek...
Yasemin Marmaris'e...

Sonrasında Perşembe günü Mehmet Ali ve Denizhan'da yanıma gelecek... Sponsorluk görüşmemiz var, ve ilgili firma ile tek görüşmemem lazım...
Cuma sabah Yeliz, Denizhan ve Mehmet Ali hep beraber Ofis'e döneceğiz...
Zaten Cuma saat:11:00 deki toplantıya da yetişmem lazım...

Ve bu gece çalışmam gerekiyor...Yarın sabahtan da erkenden kalkıp, uçağa kadar ki zamanda evden çalışmam lazım...

Çok yoğun bir hafta...
Antalya'da 2 ayrı oteldeki kongreye gideceğim...
Toplam bu hafta 8 kongre çakışıyor, ama hepsine gitmem mümkün değil...
Umarım herşey yolunda ve sorunsuz gider...

Öğleden sonraki toplantımdan dolayı, akşam üstü şirkette kalmam gerekti. Müdürüm Mehmet Ali ve Korhan ile...
Akşam ofis süper oluyor...
20:00 gibi ofisten çıktık...
Tem trafiğine girilecek gibi olmadığından Beykoz'a inip sahilden E5 e bağlandık...
Sonra da Bostancı'da yemek yedik...

Eve geldiğimde evi biraz derlemem gerekti... Bu arada çalışmam içinde Korhan bana destek verecekti...
Ne de olsa cuma döneceğim, iş derken akşam olacak ve akşam Sabiha Gökçen'den arkadaşımı karşılamam lazım...
Görkem kalmaya geliyor bana... Ankara ofiste çalışan arkadaşım... Pazar akşama kadar bizimle...
Evle ilgilenecek zamanım hiç yok bu sıralar...

Ama her şey hallolur:)) Değil mi?

Pazar, Eylül 27, 2009

Bir pazar daha biterken...

Bugün önce saçlarıma bakım yaptırdım... Klasik herkesin spa, spor, masaj ve kuaför günleri vardır... Doping için...
Bu pazarda seyahat dönüşü benimde saç bakımına girme ihtiyacım doğdu...
Sonrasında anneme uğradım... 8 Eylül doğum günü idi... Kendisi yazlıkta olduğundan o gün beraber kutlayamamıştık... Hediyemi verdim... Beraber çay içtik, sohbet ettik, sonra kankam da anneme geldi...
Çok güzeldi ta kii benimle ilgili şikayetler kısmını anneme bildirene kadar... "yemek yemiyor, ince giyiniyor, demir eksikliği olabilir, işine fazla takılıyor vb... Korhan kankam olup, aynı iş yerinde çalışmamızın getirdiği bütün şikayetlerini annemle paylaşınca, annemde bu gazla bana günün özlü derslerini anlatmaya başladı:)))

Sonrasında bir şeyler atıştırıp annemden izin istedik, Mehmet'le buluşmaya gittik beraber...

Sonrada en toplu ev kimin muhabbetinde, benim eve karar verdik...

Biraz alışveriş yapıp, sinema keyfine başladık... 2 film sonrası artık bizimkilerin uykusu bastırınca, onları evlerine uğurladım...

Yarın Kavacık'taki yeni ofisimizde iş başı yapacağız...

Bunun içinde Tem'den gideceğimizden erken çıkıp, yol durumuna bakmamız lazım...

Yeni yer bol şans getirsin bizlere...

...


İnsanın evi gibi yok...

Sabah 5.00 de kalktım...
5.30 da transferim için acenta da ayağa dikilmiş... üzüldüm hiç gerek yoktu... ama beni geçirmeyeceklerdi de kimi geçireceklerdi...:))

Karanlık bir sabah...
Havalimanına 45 dakikada ulaştık...
Uzun bir check-in kuyruğu bekledim, valizim bile olmamasına rağmen... bir sırt çantam, bir laptop çantam...
İngiltere'ye giden uçağın İstanbul bacağında inecektim...

Sonrasında uzun bir pasaport kuyruğu... Ne gerek varsa sabah körü sadece 1 tanesi açıktı... Klasik zihniyet... beklesinler...

Guruldayan karnımın sesi ile önce kahvaltı yaptım...
Arkasından doğum gününü beraber geçiremediğim kız arkadaşıma ve anneme parfum aldım...

Neyseki en sevdiğim şey uçağa binmek...
Cam kenarı vermişler... Sağolsunlar...

Uçakta uyudum... Günlerin uykusuzluğu uçakta 1.30 saat uyumakla atıldı gibi... Acaba her akşam uçağa binsem uyur muyum?

Pasaport kısmından geçebilmek için bir belge dolduruluyor, daha önce de anlatmıştım, geçen seyahatimden hatırlarsınız... okumadıysanız hatırlamazsınız:)))
Onu doldurtmak için uyusanız bile dürtüyorlar... en sinir olduğum şey... Uyuyorsa, kağıdı bırakırsın yandakine... dürtmeye ne gerek var...
Öldüresim geliyor o anda...
Sonradan uykuma devam edebildim... yorgunluğum maksimum düzeyde...

İnişte valizsiz olmanın keyfini sürdüm...
Duty Free den kankama ve kuzenime altın serisi rakıdan aldım...
Sonra doğruca arabaya...

Sabiha'dan uçmanın en güzel yeri 15 dk da evdeyim...

Hava kapalı... yağmur yağacak... yağsın... yağmasını istiyorum... benim yerime o içini boşaltsın...





Bugünkü programda biraz saçlarımın bakımı yaptırmam lazım, sonra annem, sonra kuzenim, arkasından kankamla olmayı düşlüyorum...

Sonrada akşam evde çalışmayı...

Hoşgeldim...

Cumartesi, Eylül 26, 2009

Nedeni nedir?

Bugün çok sevdiğim 1 arkadaşımın doğum günü idi, öğlen ancak arayabildim...
Kuzenim benim iyi olup olmadığımı sormak için aradı, ilgisi beni mutlu etti...
Güvenç VW eski tarz minibüs vari karavanını almış, bugün gezmeye hazırız diye aradı, mutlu oldum...
Kankamın anneannesi vefat ettiğinden Samsun a gitmişti perşembe günü, bu akşam dönecekmiş, Kıbrıs ta olduğumu duyunca, havalimanından alayım seni dedi ama araba ile gittiğimi söyledim, bu ilgisi beni mutlu ediyor, ama belli ki hem üzgün, hemde yorgun...
Bütün bu arayanlara rağmen, bu güzel güne rağmen içim buruk...
Neden???
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Çok güzel bir gün...

Bir gün Kıbrıs'ta çok güzel bir toplantı geçirip eğleneceğimi söyleselerdi inanmazdım...
Konuşmacımız muhteşem mütevazi, kültürlü ve iletişime açık biriydi. İlk kez oturumdan çıkmadım.
Öğlen bir firmanın sahibi benimle tanışmaya gelecekti... 1 yıldır telefonda gece gündüz gümrük işlemlerimde sorunsuz destek veren 1 bayan...
Tam tahmin ettiğim gibi çıktı, çok sevdim...
Öğleden sonra girne merkeze hocamızı yemeğe götürdük, sonra alışverişe...
Otele dönünce mert ve hocamı yolcu ettik...
Akşam yemeği ambiance ın büyülü ortamında bol kahkaha ve sohbet ile devam etti.
Yarın sabah 5.30 da transferim var...
Halen uykusuzluk ve yorgunluğumu atlatamadım...

Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Kıbrıs'a sağsalim varış...

1 saat 10 dakikalık uçuş sırasında gökyüzünde bulutlar arasında nadiren ayı görebilmek, bulutların üzerine çıktıktan sonra bulutların, rüzgar etkisi ile dalgalandığını görmek muhteşem...

İnişte tekerler pisti tam yakaladı derken, biraz zıplamalı anlar yaşandı... Bu, yanımdaki İngilizlerle kaynaşmamı sağladı:)... Çok konuşkan ve sevgi dolu bir çiftti...

Otele gelene kadar ki bölümde de zıplamak kalıcı bir aktivite haline geldi...

Transfer sırasında davetlilerin firmam ve toplantı ile ilgili yorumlarını dile getirmeleri ve beni tanımamaları ise, sonradan otele vardığımızdaki karşılanma şeklimden dolayı kendilerinde bir hayal kırıklığı yarattı:)...
Belkıde artık ulu orta konuşmazlar:)





Gece 22.00 de yemeğe indiğimde mert'in masasına katıldım, sonra toplantı odalarını gezdim ve lobide bölge mudurlerimiz, davetliler, konuşmacımız ile sohbet...

Artık odaya çıkma vaktim geldi...

Biraz dinlenmem şart oldu...
Bu e-posta, Turkcell BlackBerry ile gönderilmiştir.

Cuma, Eylül 25, 2009

Kıbrıs yolcusu kalmasın...



Hiç uyuyamak nedir bilen var mı? 4 ay bu şekilde bitmek üzere... ayda 2 kere deliksiz uyuyabiliyorum...

Çok yorgun hissetmeme rağmen, buna bir de iştahsızlık eklendi...

Yemek aklıma bile gelmiyor...
Dün öğlenden beri bir şey yemediğimi hatırladım...

Bugün evden çalışmanın mutluluğu ile, sabah körü kalktım - yatmadığım için kalkmama da gerek kalmadı esasında - gene şirkete bağlandık, online konumda "same time" dan yazışmalarımızı yaptık, ama telefonlar durmadığından da maillerimi ve işlerimi yapamaz duruma geldim...

Öğlen anneme yemeğe gittim... her ne kadar yemek dediğim benim için 2 lokma... bu sebeple annemle papaz olmadan 1 saat kalıp, tekrar eve döndüm...
En büyük beslenme aracım kepekli veya zeytinli grisini, o da 2 veya 4 adet ve yanında coca cola... onun dışında canım yemek bile istemiyor...Tabii bünyem düştüğü içinde annem panik halde...

Birazdan bir iki şey hazırlamam lazım, sonrasında 17:00 de havalimanında olmalıyım...
Uçakta kitaplarımı okur, kendime zaman ayırabilirim...




Belki de uçakta uyur muyum? bilmiyoruz...

Accuweather'dan baktığım kadarı ile Kıbrıs 37 derecelerde...:)) akşamları da 21 derecelerde...
Yazlık moduna devam edebilirim...

Perşembe, Eylül 24, 2009

Beşiktaş Maceramız Bitti...

Bir dönemi daha kapattık...

Beşiktaş Genel Müdürlük'teki çalışma hayatım bitti... Üzücü... Kolileme, bantlama, numaralandırma safhalarını neredeyse 3 hafta öncesinde yaptıktan sonra, 3 hafta boyunca Cevat Kelle gibi, bir orada bir burada, toplantı odalarında cep telefonunun çekmediği alanlarda:) çalıştık...
Son 2 gündür sadece Finans Departmanı - Satınalma ve Pazarlama Hizmetleri binada kaldı, diğerleri "home office" olarak hayatlarını sürdürdüler...

Yarın bizde evden çalışacağız...

Bugün son kez Beşiktaş'ta öğle yemeği için dışarıya çıktık, departmanca...
Bir tek Korhan ve Nihal yoktu...
Bunun dışında tam kadro... biraz nadir görülür birarada:)))



Çay ve kahve içebilmek için Çınaraltı'na gittik...

Sonrası akşam hüzünlü bir ayrılık...

Hüzün sonrası akşam eve gelmeden Kuzenime uğradım, biraz sohbet ettik... Çocukların okulu, genel bir koşuşturma ve benim iş hayatım, sonrası komedi:))

Bu akşamda hafta sonu toplantısı için Kıbrıs'a gitmem gerektiği ortaya çıktı...
Yarın akşam gideceğim... Dönem toplantısından sonra bir daha ayak basmam dediğim yere gideceğim... ama bu sefer içim daralmıyor... Tam tersine mutluyum... Sanırım bu toplantıyı talep eden kişiyi çok sevmemle bağlantılı... Mert... Kendisi ilerde çok başarılı olacak, inanılmaz hiperaktif, espritüel ve girişken bir insan... Bugün askere gideceğini doğruladı, şirketimiz için çok üzücü...

Pazar sabah körü İstanbul'a döneceğim... 1 günde bütün işlerimi halletmem gerek... Başka zamanım yok...

Pazartesi Kavacık'taki yeni binamızda iş başı ve kolilerin açılma safhası var...

Salı'dan Cuma'ya gene seyahatim var...
2 kongrem var... ve de bunlarla ilgili tüm işlemlerimi cuma ve pazartesi bitirmiş olmalıyım...
Hatta Kıbrıs'ta da umarım şirkete bağlantı sorunum olmaz da bütün gün toplantı sırasında çalışabilirim...

Önümüzdeki hafta da bir misafirim olacak...
İlk kez bir arkadaşım bende hafta sonu kalmaya gelecek... Ankara'dan...

Bu kadar yoğunluk arasında kedimi dinlemeye vaktim olmayacak... Bu beni biraz daha toparlar diye düşünüyorum...

Umarım her şey yolunda gider...

Çarşamba, Eylül 23, 2009

Bayramın son günü...

Bayramın son gününde evimde kalıp, 3 gündür yapamadığım ev toplama ve temizleme işlem sürecini tamamlamayı aklıma koydum...

Joe'nun müziği derken, arkasından uzun süredir dinlemediğim cdlerimi dinlemeye başladım...

Öğlene doğru kankam aradı, kendisi pazar akşamı İstanbul'a dönmüştü, Pazartesi günü telekonferansı sebebi ile de ofiste olması gerekiyordu... Bugün aradığında "hadi gel temizlik yapıyoruz, bir ucundan tutarsın" dedim... İşin şakası... 4 gündür görüşmemiştik... Çok uzun zaman olmuş:)))

Sonrasında sohbet sırasında Mehmet'ten konu açılınca "hadi onu da çağır, gelsin" dedim...

İyi ki de geldi...
İkisini de çok seviyorum...
Sanki asker arkadaşlarım olsa bu kadar yakın olabiliriz...
Nazar değmesin:)))

Akşam 22:00 olduğunda artık bütün gün hiçbir şey yemediğim aklıma geldi ve yemeğe gitmemizi teklif ettim...
Mehmet Fadim'i almaya gideceğini söylediğinden bize katılamadı...
Bostancı'daki kokoreççiyi beğenmesem de - nerde Düldül'ün yeri'ndeki kokoreç... - iyi bir alternatifti...
Acılı diye istediklerim hep normal geliyor, şu acı turşular olmasa yaşayamam:))

En güzel bayram günümdü...

Yarın ise iş başı...
Erken kalkabilir miyim acaba?

Salı, Eylül 22, 2009

Gerçekler, tecrübe ve hayat...



Dün akşam okuduğum kitaptaki sözlerden;


"Hayat herkesçe yanlış telaffuz edilen bir yabancı dildir."
Christopher Morley


"Yaşayanlara saygı borçluyuz az çok, ölenlere tek borcumuz kalmıştır: Hakikat."
Voltaire


"Tecrübe herkesin hatalarına verdiği addır."
Oscar Wilde


Bir kıvılcım arıyorum...

Eskiden derslerde okurduk, şimdilerde ne okutuyorlar hiç bir fikrim yok...
En son kredilendirme sistemini duymuştum... Ne olduğunu da anlamaya hiç bir niyetim yoktu...

Derslerden bahsetmemin sebebi, kimya formüllerinde reaksiyonun oluşması için bir katalizöre ihtiyaç duyulur...

Bende o durumdayım...
Mantığım yerinde...
Soyutlanmış gibiyim şu sıralar...
Yaza göre çok daha iyiyim...
Ama aksiyon alabilmek için özel yaşantımdaki hobilerim ve yaşamım için, bir kıvılcıma, bir tetikleyiciye ihtiyacım var...

Dün aldığım kitaplardan birini, gece bitirdim. Bitirdiğimde gece 3 olmuştu.
Zamanın nasıl aktığını hiç anlamadım.

Sabahta erkenden kalktım...

Dün akşam evde üşüyünce kombimi yakmaya çalıştım ama su akıtınca da servisini aradım...
Konuştuğum kişi bana ne yapmam gerektiğini anlattı... Ama onu yapacak kişi ben değilim, çünkü evdeki kalorifer peteklerinin anahtarı annemde...:)) herşeyi kaybettiğimden dolayı, onu da anneme bıraktım... hiç ihtiyaç duyacağımı zannetmemiştim.
Gece bu yüzden anneme gitmeyi düşünmedim:(
Gelsinler bir baksınlar...

Yarın iş var...
Son 3 gün Beşiktaş'ta.
Ve bu akşam çalışmam lazım...

Tabii önce evi toplamam lazım...

Pazartesi, Eylül 21, 2009

Yazık...

Bütün bir yazı İstanbul'da geçirdikten sonra bile bu bayram bana yetmedi...
Bir ay evde kalsam gene de yetmeyecek...
İçinizde bir şeyler öldüyse, onları tekrar yeşertmek oldukça zor oluyor...
Yıllar yılları kovalıyor, günler su gibi akıp giderken, geriye bakmamayı da öğreniyorsunuz...
Bugün ve sonrası...

Bu akşam dışarıya davet edilmeme rağmen evde kalmayı seçtim...

Evde kalarak evimi toplamak ve yeni kitaplarımla zaman geçirmek üzere bir es verdim...
Bu arada bloglar arasında gezinmek istedim...
Yazılara gözüm takılıyor ama Türkçe kısaltmalar veya kişinin kendine göre oluşturmuş olduğu kısaltmalar, katledilmiş Türkçe kelimeler ve yazım tarzı ile iştahımı kaçırdılar...

"Yanlız"
"Yalnış"
"Bi"
"Gidiyo"
"Gelcem"

Bugün artık herşeyi internetten öğrenmek mümkün... 30'unu geçmiş insanların halen "Yalnız" yazmayı öğrenememiş olması bana göre korkunç...
Tabii herkesin blogu kendine...

Dün National'da Kardelen Projesi'nin belgeselini izledim...
Çok etkilendim...

Büyük şehirde okuyup iş sahibi olmuş insanlarımızın bile halen yazımları korkunç... Benimki mükemmel mi? Tabii de değildir...
Ama en azından öğrenmeye de açığım...
Uyarsak bile, aynı hataya devam eden insanlarımız var...
Bunun yanısıra eleştiriye de tahammülü olmayan insanlar...

Türkçe'nin katledilmesini istemiyorum...

Artık hiçbir şeyin anlamı kalmamış gibi... Dejenerasyon... Ve bu çok acı...

Bir bayram daha sona ererken...

Geçtiğimiz haftalardaki Bostancı Ofis'te çalışma hevesim kursağımda kaldı...
Beşiktaş'ta ki yoğun tempo ve binanın her gün taşınma telaşını yaşamak, binadan kopup gideceğimiz gerçeği ile yüzleşmemize sebep oluyor...
Sanırım bu günleri çok özleyeceğiz...
Bizim çalıştığımız kat toplantı salonlarının olduğu yer... hali ile cep telefonları da çekmiyor... tam bir afet koordinasyon merkezi görüntüsü var... bir de ufak bir balkonumuz var... yeşillikler içinde... telefonla konuşmak isteyen oraya koşuyor...
Bayramı dört gözle beklememe rağmen, bir bayramı daha erittik gitti...
Halamı, teyzemi, annemin teyzesini aradım... Datça'da halen yaz sezonunu bitirmeyen Fethi amca ile eşini de... Dört gözle benim yazlığa gitmemi beklediler ama bu sene gitmek istemedim... İstanbul'u bekledim...
Seneye de kim öle kim kala diyorlar... Bir ara İzmir'deki bir kongreye giderken olanları da ziyaretim kaçınılmaz oldu bu durumda...
Bu bayramda annem ve kuzenimle ilk günü geçirdim...
Her sabah 11 de uyanmak ise muhteşem bir şey...
Halen geceleri uyuyamıyorum... Sabah 4 veya 5 den sonra belki biraz daha derinleşiyor uykum...
Çok yoğun 3 gün beni bekliyor olacak bu hafta...
Sonrası yeni bina ile seyahatlerim...

Bu bayram pek bayram sayılmaz...
Selden dolayı mağdur durumda kalan insanlar varken, tatile gidenleri düşününce...
Artık herkes kendi derdinde... hiç başlarına gelmeyecek gibi...
Dünyanın sonu dedikleri ne acaba...
İnsanlıktan uzak bir dünya mı?

Cumartesi, Eylül 12, 2009

Sığ Düşünceler...

Bu sabah beslenme çantamda yer alan " Tr ve Hayata Dair " blogundaki " Ağla Sevgili Yurdum, Ağla " yazısını okuyup, videoyu seyrettim...

2-3 gündür sel felaketi, yaşananlar gerçekte aynı İstanbul'da mı yaşıyoruz, sorusunu bana sordurdu...

Normalde Atatürk Havalimanı'ndan seyahatlerime giderim... Sabiha Gökçen yakın olmasına rağmen... Ve de Tem ara bağlantı yolunu kullanırım... Sabah körüdür bu yolculuklarım da... Tek şansım sanırım Eylül sonu seyahatlerimin başlayacak olması...

Yani herşey insanlar için...
İnsanın insana yaptığını kötülükler silsilesi...
Ne kadar doğa olayı bunu başlatıyorsa da biz kendi sonumuzu hazırlıyoruz...

Oradaki Yorum :
"içimden geldiği gibi ~~~ dedi ki...
Asla insan aytırmam.Dili,ırkı,dini ne olursa olsun.Ancak İstanbul artık kozmopolit bir şehir sürekli göç alıyor...
Bu işi yapanlara dikkat ettim belliki çoğu taşı toprağı altın diye buralara gelmiş...
Öyle ya da böyle yurttaşız ve beni dünyaya karşı bunlar temsil ediyor öyle değil mi?"

O kadar komik geldi ki bu yorum...

Benim düşüncem ise:

Temel nokta bizi dünyaya karşı temsil etmesinden daha öte, değerlerimizin yitip gitmiş olduğu...
Dürüstlük
Ahlak değerleri
Paylaşım
Yardımseverlik
Hak yememek
Saygı
gibi kavramlar artık kalmadı...
Bu şekilde selde yağma yapanlar evet göç ile gelmiş olanlar... Ama yağma sırasında bir grup göç ile gelen insan da başkalarını kurtarmak için kendi hayatını tehlikeye attı...

Bir de ihtiyacı olmadığı halde yiyen grup var...
Onlarda bizi dünyaya karşı temsil ediyor...:))
Sonuçta bu kanıtlı, diğerleri kanıtsız...
Her iki taraf içinde, adalet sistemi olmayan bir ülkenin vatandaşıyız...

Ayrıca bugün bile kimin ne olacağı belli değil... Göç grubuna katılanlar kendi köyü ve kentinde geçimini sağlayamayıp, buraya gelen insanlar... Burada biz iş bulamadığımız ve herhangi bir şekilde elimizde avucumuzdakini kaybettiğimizde, göç eden sınıfta olabiliriz... Bu Tr içi de olabilir, Tr dışı da... Almanya - İngiltere ve Amerika'da yaşayan göç etmiş Türk aileleri de var... Onlarda bizi orada temsil ediyorlar sonuçta...
Önemli olan tek şey değerler...
İnsan her yerde insandır...
Dünya dediğiniz yerde de insanlar yaşıyor...
Burada olan dünyada da var...

İnsan Olmak ne demek önce onu öğrenmek lazım...

Bu sebeple bence bu şahsın içi rahat olsun...
Zaten bizi temsil eden devlet büyüklerimiz varken, tek derdimiz bu insanların bizi dışarıya karşı temsil etmesi mi?...

Bu sığ düşünce, bu bencillik, bu dış dünya merakı...
Çok anlamsız...

Yurtdışında da yaşadım, Amerika'da, İngiltere'de ve çoğu ülkeye seyahatim oldu...
Orada Hak ve hukuk var, saygı var...

Bağdat Caddesini ele alalım...
Çift taraflı geniş kaldırım yaptılar...
Eskiden kimse kimsenin üzerinden geçmezdi, son 6 yıldır hem çarparlar, hem arkalarını dönüp özür dilemezler, hem de "insan bir özür diler" dediğinizde üzerinize gelirler...
Bunlarda bizi dışarıda temsil ediyor...

Buna gelene kadar bir de trafik var...
Bu hafta 2 kere yolda üstüme çıkıyorlardı... Camı açıp dertlerini soruyorsunuz, bir sürü küfür yiyorsunuz, çünkü yol onların, trafik kuralı yok, kırmızı ışık yok, emniyet şeridi esasında normal bir şerit...

Yani dış temsile takana kadar önce kendi içimizde adam olalım...

İçimizi iyileştirmeden dışımızla uğraşmaya gerek yok...

Perşembe, Eylül 10, 2009

Analizim...

Bu hafta başından itibaren Bostancı Ofis bir hayal oldu...
Sponsorluk görüşmelerimin hep Taksim ve civarında olması sebebi ile tüm haftamı Beşiktaş merkezde geçirmem de kaçınılmazdı...
Esasında burayı bırakıp gideceğimiz gerçeğine de tam alışamadım...
Merkezi ve hareketin olduğu tek yer:))
Yeşilliğe ve denize doyumsuz olmamızdan da kaynaklanıyor sanırım... Böyle bir teras başka hiç bir firmada yok ve biz bunun farkında bile olmadan yaşayıp gittik... Şimdi ise son 2 haftamıza giriyoruz burada...

Bunun yanısıra moral olarak bu hafta daha iyiye gittiğimi söyleyebilirim...

İş hayatımın yoğunlaşan evresinde, halen gece çalışmalarına kalmamayı başarı ile sürdürebiliyorum... Duyanların şaşkınlığı da, bende ayrı bir mutluluk yaratıyor, insanların beyninde oluşturmuşum bu psikolojiyi... Mutlaka çalışıyordur imajı... Eğer bu dönemi bu şekilde atlatırsam, hayatımın en büyük iyileştirme evresini de başarı ile tamamlamış olurum... Tabii işlerimin yarısını benimle çalışan arkadaşa öğretmeye başlamam da dönemin ikinci evresindeki iş yükümün çoğunu benden alacak gibi... Bu işte 6 ayı dolduğundan artık biraz olsun bana alışmıştır... Bu haftamı ona ayırdım böylece işin inceliklerine de 4 ayda ancak alışır... En azından artık bir yerinden tutması lazım:)) bana da yazık...

Dün akşam itibarı ile annemi sonrasında halamı, uzun süredir görmediğim kuzenimi - yurtdışında yaşıyor - aradım...
Sonra hali ile abime sıra geldi, klasik bir konuşma ile, en azından sesini duymak bile yalnızlığımı unutturdu.

Bugün için bir randevum vardı, kendi analizimi aktarmam gereken, iç motivasyon ve enerjimi kazanmak için çözüm yolu bulacağım biri ile...

İnsanın kendi benliğini çözümlemesi, zaaflarını bilmesi ve hatta çözüm yollarını da bilmesi çok güzel...

Dediğim gibi burada enerjiyi tetikleyecek bir güce ihtiyaç var...
Onu henüz keşfedemedim...
Zamana bırakmak istemesem de, şu an için yapacak bir şey yok gibi...

Cumartesi annem artık yaz sezonunu kapatıp İstanbul'a dönüyor...
Pazar günü kendisine zaman ayırırım... Büyük olasılıkla sıkıntılı zamanlarımla ilgili olarak önce sorgulama yapılmaya başlanır, günün özgün sözleri aktarılır, her zamanki gibi ben daralırım, bir ufak tartışma yaşanır, ben bir hafta hiç uğramam, o da bunu duygu sömürüsü ile bana her gün yansıtır...
Diğer olasılık ise, ben ses çıkarmadan dinlerim ki bu pek nadir olan bir durum... sonra konuyu bir şekilde kapatıp, ondan bundan başka konular açmaya çalışırım... genelde benim varyemez yemez bunları:)) ama buluruz bir çaresini...

Kankam ise, bugün izin alıp Mersin'e gitti, ailesini görmeye... Salı gününe kadar yok...

Ama Bayram'da en azından İstanbul'da olacak:)) Kendimi düşünmem kötü mü?:))

Pazar, Eylül 06, 2009

Dört gözle beklediğim hafta sonu...

Seyahatten sonra izin aldığım o tek güne rağmen yorgunluğumu ve sersemliğimi bir türlü üstümden atamadım tüm hafta boyunca... Bitmeyen toplantılar, toplanma telaşı ve 28 Eylül'e kadar hem mevcut işler, hem toplantılarım ve başlayacak kongre takviminin yanısıra şirketin muhtelif yerlerinde çalışacak olmamız garip geliyor:)))

Bu hafta içinde işime pek konsantre olamadım hayatımda ilk kez...

Başıma balyoz ile vurulmuş gibiyim...
Evime hiç zaman ayırmadım... Savaş alanı gibi:))

Cuma günü akşamı için Güvenç'e davet edildim Korhan tarafından... Akşam yemeği için...
Güvenç gerçekten inanılmaz yemekler yapan bir adam...
Dün akşamda rakı muhabbetimi Güvenç ile yaptım, Korhan ve Tülin içmediler...
Gece kanepede yarı uyuklamaya başladığımda gece 2.30 olmuştu...
Bütün gece nostalji takıldık, en çok ben konuştum, en çok ben dansettim...
Mutluydum... Normalde kimsenin evinde rahat edemem kendi evim dışında...
Ayrıca kendi evimde de insanların sadece salonda oturmalarını ve çevreyi karıştırmamalarını severdim eskiden...
Ama 2 sene beni de değiştirdi, hayatımda Korhan'a, Mehmet'e güvenmeyi seçtim...
Onlarla rahat olmayı ve bana açtıkları ortamlarda bana sağladıkları rahatlığın karşılığını vermeyi seçtim...
Bu da sanırım beni daha ben yaptı...

Geçmişle o kadar barıştım ki, artık seneler geçtikçe etkisini de hissetmiyorum...
Yakın geçmişe ait sadece biraz öfkem var...
Onu da yakında atlatırım...

Sabaha karşı eve gelmeme rağmen gene uyuyamadım... Artık bu uyku sorununu halletmem lazım... İnanılmaz yorgunum, resmen gözlerim kapanıyor, ama uyuyamıyorum...
Tedirginim...
Bütün gün yatağım ve kanepem arasında gidip geldim...
Hala sersem gibiyim...
Hiç dışarı çıkmadım...
Halbuki bu günü 1 haftadır bekliyorum...

Cumartesi, Eylül 05, 2009

Soundtrack...

Howl's Moving Castle Soundtrack...

Bütün parçalar esasında tek bir duygunun farklı şekillerde ifadesi ile oluşuyor...
Flüt, keman ve müziğin en muhteşem enstrümanı piano ise, bu parçaların en iyi ifade yolu...

Hepsi birbirinden güzel ama benim için 3., 11., 12. ve 18. en değerlileri...

İnanılmaz bir mutluluk hissediyorum, tamamen bulutların üzerinde dans eder gibiyim...

1. Opening: The Merry-go-round of Life
2. The Courageous Cavalry
3. Stroll Through the Sky
4. Heart Aflutter
5. The Witch of the Waste
6. Wandering Sophie
7. The Magical Door
8. The Indelible Curse
9. Spring Cleaning
10. To the Lake of Stars
11. Quiet Feelings
12. Vanity and Friendship
13. A 90-Year-Old Young Girl
14. Sulliman's Magic Square: Return to the Castle
15. Sulliman's Magic Square: Return to the Castle
16. The Secret Cave
17. Moving
18. The Flower Garden
19. Run!
20. Now That's Love
21. Family
22. Love of War
23. Escape
24. Sophie's Castle
25. The Boy Who Drank Stars
26. Ending: The Promise of the World: The Merry-go-round of Life

Cuma, Eylül 04, 2009

Işığa doğru...

Bu sabah her zamanki gibi 6.00 dan 7.05 e kadar saat 5 dk da bir çaldı... ama benim yataktan kalkmaya niyetim yoktu... gece uykusu tam randımanlı olmayınca... yatak beni sürekli kendinden uzaklaştırırken, uyku da alınamıyor...
Sonrasında kankamı almak için evden çıkıp, Bostancı'ya gittiğimde 2 dk gecikmeli idim... aramamasından uykuya daldığını anlamıştım ama nedense bazen birilerinin uykusunu benden daha iyi almasını istiyorum...
Toplantımı kendim ayarladığımdan 8.30 da şirkette olmam veya olamamam o an önemli değildi... 9.00 da ürün müdürü arkadaşım beni şirketten alacak ve beraber Hadımköy'e gidecektik.
Herşeye rağmen toplantıya yetiştik... sonrasında da Hadımköy için yola çıktık...
Ekim'deki büyük kongremiz için aradığımız tüm cevapları Hadımköy'deki firmada bulduk...
Hayat insanları farklı yaşam tarzları ile karşılaştırabiliyor...
Bu da dün akşam ve ondan önceki akşam ile birleşince, yeni umutları tetikliyor...

Yaşanan dramlar esasında boş yere kendimizce oluşturduğumuz küçük dünyamızdan kaynaklanıyor...

At gözlüğünü çıkarmak lazım... bunun içinde farklı ortamlara kanalize olmak ve pencereleri açmak lazım...

Bugün öğleden sonra şirkette sadece kolileme yaptım...
2 hafta Bostancı ofiste çalışacağım...
Sonra 28 Eylül'de yeni binamız yeni lokasyonumuz olan Kavacık'ta olacağız...
Bu aşamada bizim şirketi yeni kiralayan firmanın tadilatı sebebi ile biz katımızı başka bir departmana bırakıyoruz...
Bir kısmımız şirkette, bir kısmımız Bostancı Ofis'te, diğerleri ise Kağıthane Ofis'te çalışacaklar...
Ben Bostancı lokasyonundan yana mutluyum...
En geç 10 dk da ofise gidiliyor...
Bu da bir avantaj...

Akşam üzeri şirketten Korhan ile beraber çıktık, onun arabası ile karşıya geçtik bugün... Bir arkadaşımızı da evine bıraktık, yolda Güvenç ile konuştum ve akşam Kanatçı'ya gitme kararı aldık...
Canım içmek istedi...

Muhteşem bir hava vardı, bir süre Elif Cafe'de oturduk, sonra iftar vaktine kadar kankam ile tavla oynadık:)) çok eğlendim...

Kanatçı'da iftarı yakaladık ve Güvenç'in gelmesi ile rakıya başlarız diye düşünürken saat 21:00 kadar rakı servisini beklemek zorunda kaldık bu arada acılı kanatlarımızı yedik...
Korhan iftarını yapmıştı...

Rakımızı Güvenç ile beraber yudumladık, geçen 10-15 gün boyunca da hayattan, akıştan bahsettik... havadan mı, rakıdan mı yoksa özlemden mi, uzun zamandır bu kadar keyifli bir gecem olmamıştı...

Onlarla olmayı çok seviyorum, kendimi yakın hissettiğim insanlar...

Ertesi gün iş olmasa orada sabahlardım... bir de hamak olsa... sanırım açık havada uyurdum...

Bugün keyfim çok yerinde...
Sanırım artık iyileşme dönemine giriyorum...
Tek eksiğim motivasyonum...

Işığa doğru ilerliyorum...

Çarşamba, Eylül 02, 2009

2 Eylül... Eylül'de biter böyle giderse...

Dün akşam yemeğinde uzun uzun bir sohbet vardı... Hiç bilmediğim yönleri ile Yalçın ı dinledim... Hayatı, iş yaşamı, çıkmazları ve ailesi... Bilmediğim yönleri ile inanılmaz duygusal ve hayatın yükünü, tüm sorumluluğu ile üzerine almış bir adam...
Kendi örnekleri ile yaşam kesitleri...
İnişler ve çıkışlar, mutluluk çemberi içindeki yerimiz...

Bu ikinci bir ara... Hiç bir şey hissetmediğim ama içimi açabildiğim biri... Tüm olumsuzluklara rağmen bir yol gösterici... Hiç ummadığım birinden, hayata dair dersler...

Sabaha kadar pek uyuyamadım gene...
Yatağım en rahat ettiğim yer... evim, en sevdiğim yer... Huzurlu ve güvende olduğum...

Ve müziğim... bitmek bilmez bir biçimde içimde tüm duygularımı ateşlemek için sabaha kadar dinlendi...
Filmin her karesi tekrar tekrar yaşandı...
Sophie bendim...
Tüm hikayelerde aynı sonu bekleyen, mutluluğun kalıcı olmasını hayal eden benim...

Sabah 5 dk daha fazla uyuya uyuya 1 saat gecikmeli kalktım ve trafiğin açık olmasını ümit ettim...
9 olmadan işe yetiştim...

Önce Handan'a - sanki 11 gün hiç görüşmemişiz gibi-, sonra Korhan'a - yani kankama - ve Canan'a - artık kendisi + 25 - kocaman sarıldım...

Kankam Korhan ben gittiğimden beri oruca başlamış hasretimden...:)))

Bütün gün maillerimi temizlerim diye düşünürken klasik zaman kaybı olan toplantılarımın esiri oldum...

Sonrasında 150 maili temizleyebildim ama geriye 100 küsür daha kaldı... eskisi gibi işkolik yapımı barındırmıyorum artık...

Öncelikle hayatımda kaybettiğim yaklaşık 2.5-3 senedekileri geri kazanmam lazım...

Akşam iş çıkışı Korhan ile beraber çıkarken, bizden yeni ayrılan daha doğrusu emekli olan Şükrü Bey'e danışmada rastladık...
Kendisi ile muhteşem boğaz manzaralı terasımızda bir sigara içip, çay sefası yaptık...
Sonrasında Korhan ile beraber karşıya geçtik, iftarda yemek yiyeceğimiz yerde rezervasyon yaptırıp, kendisini eve bıraktım, iftar yemeğinde buluşmak üzere ayrıldık...
Özlemişim... Bu sene ilk kez bir iftar yemeğinde bulundum... Kankamı özlemişim... Onunla herşeyimi paylaşabiliyorum... En azından beni dinliyor, tüm eleştirilere de açığım çünkü bir şey diyorsa mutlaka benim bakamadığım bir açıdan yaklaşıyordur...
Bu akşam biraz daha özele indim...
Yıllardır içimde kalan bir şeyi paylaştım...

Sonrasında kendisini eve bırakırken altın sarı serisi tekirdağ rakısını da hediye ettim:)))
Bayramdan sonra kısmet olur artık ona...

Bu akşam yemek sırasında Yalçın aradı... Aramasına şaşırdım, açıkçası beklemiyordum...

" Her sancılı dönem sonrası, hayatta daha güzel şeylerin yolumuza çıkacağını " tekrarladı...

Şu an için hayatıma dair mutluluklarım:
- Annem ve 2 haftaya kadar İstanbul'a geliyor olması
- Gerçek bir dostun hayatımda olması ve bana zaman ayırması
- Joe Hisaishi'nin cd sine kavuşmak olmak... ve bulutlar...
- Sağlıklı olmam...

İş hayatımı şu an için sıralamaya koymak istemiyorum... İş dışında bir şeyler inşa etmem gerekiyor...
İş motivasyonumu da sağlamam lazım... ama bunun için biraz daha zamana ihtiyacım var...
Hafta sonu belki bunun için iyi olacak...

Bu arada elektrik kesintisi de nereden çıktı ki...
Ekran ışığı olmasa ev zifiri karanlık:)) belki de üst ve alt kattakiler aynı müziği dinlemekten sıkıldılar ve bu bir işaret:))

Mumum vardı... küçüklerden... önce onu bulmam lazım tabii...

Salı, Eylül 01, 2009

gökyüzündeki buluttum...

Bugün sabahtan öğlene kadar yataktan hiç çıkmadım... bir ara sadece valizimi eve taşımam gerekti...
Bugüne kadar hayatımda ayrıldığım hiç kimse ile dost kalma bir durumum olmadı... Bana mantıklı gelmiyor...
3 sene önceki erkek arkadaşım ile iş gereği çoğu yerde karşılaşıyoruz... Başta ben konuşmuyor ve tanımamazlığa gelerek içimdeki aciyı azaltmaya çalışıyordum... Sonrasında yani 1 yıl sonra Angelique de biraraya geldik...
Sonrasında yılda 1-2 karşılaşma derken, bu sene Nisan - Mayıs aylarında iş seyahatlerimde hep karşıma çıktı... Her zaman kendimi prenses gibi hissettiren bir insan... Ayrılığımız yanlış zamanlama ve benim bir ilişkiye hazır olmamamdan kaynaklandığı gibi, bir de fazlası ile ters ve kötü davranmamdır...

Buna rağmen ne zaman görüşsek çok mantıklı yaklaşımları oldu...
Yanımda iken gerçekten sizden güzeli veya değerlisi yok gibi davranıyor...

Arada bir arar... Telefonu kayıtlı değil ama artık görünce o olduğunu anlyorum...
Çoğu zaman açmıyorum...
Dün aradığında açmamıştım... Sonrasında başka bir numara ile yakalandım:))

Bugünde aradı...
Israrla akşam yemek yemek istiyor...
Bende kabul ettim...

Bugün D&R a gittim... Kendimi kitaplara vermek üzere...

Bu arada annemin evine uğradım... 1 sene önce abime verdiğim siparişi abim annemin evine bırakmış...
Howl's Moving Castle 'ın soundtrack i...
1 sene beklemenin sonucunda kavuşabildim...
Müzikleri beni gökyüzüne çıkarıyor... Bulutlara kavuşuyorum...
Özgür ve mutluyum o an...
Kimse yok çevremde...
Sadece ben ve müzik...
Piano...
Hayatım...

Bunları paylaşacağım ve aynı duyguları benimle paylaşacak biri veya birilerinin olmasını çok isterdim...

Ruhum bunlarla mutlu, tek besinim... filmlerim ve müzik... Bazen kitaplar arasında da kayboluyorum...

Dünyam onlar oluyor... O zaman hayal aleminde yaşıyor gibiyim... Bu yüzden de gerçek dünyadaki yalanlara, oyunlara adapte olamıyorum...
Sığ eğlencelere...

Mutluluğumu müziğinde bulduğum Joe Hisaishi'ye...

Dönüş...

Sonunda evdeyim...
Dünden beri sıcak ve rüzgarın sersemliği ile kendimi evde artık hayal edemez olmuştum...
Otelde iken uçağın rötarının haberini aldık, buna şükrediyorum yoksa o ufacık havalimanında saatler geçmezdi...
Her ne kadar havalimanında da ayrıca rötara girdik ama uçakta beklemek daha güzel:))

Bizim grup yolculuk boyunca sürekli konuştu... bu yüzden uyumak pek mümkün olmadı... bu sefer şanslı idik battaniyemiz yoktu ama 2 yastık kapabildik...

Uçak inmek için alçalmaya başladığı zaman ise, kulak zarlarım yırtılacak sandım... bu sabaha kadar da tam olarak açılmadı halen...

Dün akşamki en büyük rezilliğim iş arkadaşlarımı eve ben bırakacaktım... yaşlandım tabii, 2 c kırmızı katında araba arattırdım çocuklara... meğerse 3c katında olduğu sonra aklıma geldi:)) neyseki kısa sürdü beklemeleri...

Gece yarısı evdeydim... ama valizi çıkartma işini sabaha bıraktım...
Bugün izinliyim müdürüm bilmese de:)) bu yorgunluk ile işe gidemem...
Bugün spora ve havuza giderim diyordum ama şu an gece gene çok iyi uyuyamadığımdan biraz daha kestirmek var aklımda...

Gece üşüdüğümden artık pikeden de vazgeçmek mi gerek acaba...
Powered By Blogger

Beslenme Çantam...