Salı, Temmuz 12, 2011
Kıbrıs'taki yaygın el sanatları...
Hasır örme...
Kıbrıs'ta neredeyse bütün köylerde yaygın olarak, hasır işlemeciliği yapılmaktadır.
Tarlalardan toplanan başakların saplarından ayrılması ayrı bir iş...
Ellerinin nasırlaşmaması için bazıları eldiven giymeyi tercih etse de, nadiren görülüyor...
Seri bir şekilde inceliği ve kalınlığına göre saplar ayrılıyor...
Lekeli olan saplar ile ince olanlar, boyama için ayrılıyor...
Boyama işlemi ise, kök boyanın kaynatılması ve içinde sapların bekletilmesi ile gerçekleşiyor. Sonrasında kurumaya bırakılan hasır saplar, işlenmeye hazır hale geliyor.
Tüm bu aşamaları büyük bir sabır ile gerçekleştirdikten sonra, sıra sepet, sini ve benzeri ürünlerde örülmeye başlanması ile el emeği, göz nuru ürünler ortaya çıkıyor...
Açık söylemek gerekirse, bu aşamaların ne kadar emek gerektirdiğini bilmeden göz gezdirip geçerdim...
Pazartesi, Temmuz 11, 2011
Dipkarpaz - Kuzey Kıbrıs
Bir pazar sabahı erkenden uyanıp, plaj çantamı hazırladım...
3 ay bitti ve adanın Dipkarpaz bölgesi ile Güzelyurt bölgesine gidememiştir...
Arkadaşlarım ile buluşup, sonunda Dipkarpaz yoluna koyuluyoruz... Yolda çok lezzetli peynirli börekleri midemize indirmeye başladık... Sonrasında meyva sularımızı da sabahtan başlayan sıcaklara ön hazırlık olması için vucudumuza depoladık... Dipkarpaz köyünü geçtikten sonra, Karpaz Koruma Alanı girişindeki manzara inanılmazdı...
Kıbrıs'ta olduğuma inanamadım...
Ve bu alana sadece 2 saat mesafede oturmak, cennete bu kadar yakın olmak, bambaşka bir duygu...
İstanbul'da gece gündüz, 7/24 çalışıpta, sadece tatile odaklanmak...
Kıbrıs'ta tüm doğal güzelliklere hafta sonu hatta hafta içi erişebilecek olmak...
Bu sene çıkan bir uygulama ile kişi başı kapıda 1 TL alıyorlar... Bu para yabani eşeklerin beslenmesi ve yaşamlarını sürdürmeleri için alınan bir para...
Andreas Kilisesi'nde durup kiliseye ve çevresinde kurulu olan çarşıya bakıyoruz... Sonra deniz kenarında yer alan merdivenlerden aşağıya inerek, kutsal ve yaralı iyileştirdiği rivayetine dayanan lezzetli sudan içiyoruz...
Bu sudan içince artık bilimum göremediği değişik böcükler tarafından ısırılmamak, kaşınmamak ve daha fazla kabuklu olmamayı diliyorum:)
Sıcakların artık iyice bastırmaya başladığı bu saatlerde adanın en ucuna gitmek için kiliseden ayrılıyoruz...
Adanın en ucunda, muhteşem bir doğa güzelliği içerisinde sağ ve sol taraftaki yeşillikler arasından geçerek, polislerin beklediği en uç noktadaki büyüleyici sahile ulaştığımda, kayalıkların arasında denize atlamayı geçiriyorum aklımdan... ancak bunu yapabilmek için sabah saatlerinde orada olmak gerekiyor... Bu sıcaklıkta aşağıya iniş başımıza güneşin geçmesine sebep verebilir...
Zafer Burunu adı verilen bu burundan, Taş adaya gidilebilir... biraz sudan biraz kayalar üzerinden atlayarak... Ama adanın ucundaki Zafer adasına gitmek pek mümkün değil...
3 ay bitti ve adanın Dipkarpaz bölgesi ile Güzelyurt bölgesine gidememiştir...
Arkadaşlarım ile buluşup, sonunda Dipkarpaz yoluna koyuluyoruz... Yolda çok lezzetli peynirli börekleri midemize indirmeye başladık... Sonrasında meyva sularımızı da sabahtan başlayan sıcaklara ön hazırlık olması için vucudumuza depoladık... Dipkarpaz köyünü geçtikten sonra, Karpaz Koruma Alanı girişindeki manzara inanılmazdı...
Kıbrıs'ta olduğuma inanamadım...
Ve bu alana sadece 2 saat mesafede oturmak, cennete bu kadar yakın olmak, bambaşka bir duygu...
İstanbul'da gece gündüz, 7/24 çalışıpta, sadece tatile odaklanmak...
Kıbrıs'ta tüm doğal güzelliklere hafta sonu hatta hafta içi erişebilecek olmak...
Bu sene çıkan bir uygulama ile kişi başı kapıda 1 TL alıyorlar... Bu para yabani eşeklerin beslenmesi ve yaşamlarını sürdürmeleri için alınan bir para...
Andreas Kilisesi'nde durup kiliseye ve çevresinde kurulu olan çarşıya bakıyoruz... Sonra deniz kenarında yer alan merdivenlerden aşağıya inerek, kutsal ve yaralı iyileştirdiği rivayetine dayanan lezzetli sudan içiyoruz...
Bu sudan içince artık bilimum göremediği değişik böcükler tarafından ısırılmamak, kaşınmamak ve daha fazla kabuklu olmamayı diliyorum:)
Sıcakların artık iyice bastırmaya başladığı bu saatlerde adanın en ucuna gitmek için kiliseden ayrılıyoruz...
Adanın en ucunda, muhteşem bir doğa güzelliği içerisinde sağ ve sol taraftaki yeşillikler arasından geçerek, polislerin beklediği en uç noktadaki büyüleyici sahile ulaştığımda, kayalıkların arasında denize atlamayı geçiriyorum aklımdan... ancak bunu yapabilmek için sabah saatlerinde orada olmak gerekiyor... Bu sıcaklıkta aşağıya iniş başımıza güneşin geçmesine sebep verebilir...
Zafer Burunu adı verilen bu burundan, Taş adaya gidilebilir... biraz sudan biraz kayalar üzerinden atlayarak... Ama adanın ucundaki Zafer adasına gitmek pek mümkün değil...
Saat 12:00 ve tüm sıcağın bastırdığı anda, artık dönüş yolundan altın kumsala gidip suyun içine kendimizi bırakma zamanı...
Tekrar kilisenin önünden geçerken, eski binaların artık yeni sahipleri keçileri, yolda köşede yer tutup gelen turistlerden karnını yemekle doyuran eşeğe, bizde elma yediriyoruz....
Yabani demelerine rağmen, arkadaşımın elinden elmayı yiyen ve bizden hiç korkmayan eşek, bizden önce ve gene bizden sonraki minibustekilerinde verdikleri ile günü kurtarıyor...
Altın sahildeki denize doyamıyoruz... Fazla açılma diye uyarılıyorum... Akıntının kuvvetli olduğunu ve de gidilipte dönülmeme ihtimalinin de olduğunu anlıyorum...
Denizin belli yerleri sıcak su akıntısının, belli yerleri soğuk su akıntısının etkisinde...
Hayatımın hiç bir döneminde böyle net ve berrak, muteşem deniz ve deniz dibinin böyle güzel kum olduğunu görmedim...
Fazla insan yok sahilde... Arkadaşımın kalabalık dediği sahili, sanırım Türkiye denizleri ile karşılaştırdığımda, bana göre sakin bile sayılır...
Bırakmak gitmemek istedim, ama bir sonraki aşamada daha iyi donanımlı, bol meyva ve içecek içeren bir buzlukla gelmek lazım...
Acıkmaya başladığımız anda, yola çıkmaya hazırlanıyoruz... Kumlar uzun süreli yürünecek gibi değil... İnanılmaz sıcak...
Koşuyorum tahta alana... ama nafile... sıcaktan gülesim geliyor... Halimiz komik...
Arabanın yanında üzerimizi değiştirip, ayaklarımızı kumdan arındırmaya çalışıyoruz ama pek başarılı olamıyorum bu konuda:)
Teressa'ya geldiğimizde bu adanın her tarafından denize her zaman girebileceğimi daha net anlıyorum...
Kayalıklar beni denize çekiyor...
Perşembe, Nisan 14, 2011
Keşif
İşten eve dönerken, yeni yerler keşfediyorum...
Hali hazırda geçen haftadan bu haftaya ötelediğim bazı özel işlemlerimi halledemedim...
Yerlere, sokaklara tam hakim olamadım...
İş - Ev arasındaki yol dışındaki yerler halen oturmadı tam olarak..
Mart ayındaki yeşil ovalar, bugünlerde sararmaya başladı, hava ısındıkça bu sararma sanırım Nisan ayı sonu, Mayıs ayında tamamlanacak gibi...
Bunun dışında her hafta sonu tanıdığım insanların adaya gelmesi beni rahatlatıyor...
Zamanla buradaki hayatımı kuracağım sanırım, hemen olmasını beklememek lazım..
Hali hazırda geçen haftadan bu haftaya ötelediğim bazı özel işlemlerimi halledemedim...
Yerlere, sokaklara tam hakim olamadım...
İş - Ev arasındaki yol dışındaki yerler halen oturmadı tam olarak..
Mart ayındaki yeşil ovalar, bugünlerde sararmaya başladı, hava ısındıkça bu sararma sanırım Nisan ayı sonu, Mayıs ayında tamamlanacak gibi...
Bunun dışında her hafta sonu tanıdığım insanların adaya gelmesi beni rahatlatıyor...
Zamanla buradaki hayatımı kuracağım sanırım, hemen olmasını beklememek lazım..
Çarşamba, Nisan 13, 2011
Fırtına sonrası...
Dünkü fırtına sonrası, güneşli, ara ara beyaz bulutların geçişini sağladığı bir hava mevcut...
Buraya geldiğimde, tüm alanlar yemyeşildi... Upuzun tarlalar, zeytin, mandalina, portakal ağaçlarının yer aldığı sessiz bir tatil beldesindeymiş gibi hissettim...
Bu dingin ve huzurlu ada ortamında yaşamak cazip geldi... İstanbul'un trafik / insan gürültüsünden uzak kalmak... Muhteşem geliyor kulağa...
Hiç bir şeyi kendileri için yapmayan, ego ve gösterişin hakim olduğu ortamlardan kurtuluş bileti idi burası...
Sabahları kuş ötüşmeleri ile uyanıp, akşamları da deniz veya dağ yamacında nefesimi tutarak seyrettiğim muhteşem gün batımları ile dinlenmeye çekiliyorum...
Ofisteki inanılmayacak kadar lezzetli yemekler ise, korkarım vermek istediğim kiloları imkansiz kılacak gibi...
Acilen spor yapmalıyım...
Buraya geldiğimde, tüm alanlar yemyeşildi... Upuzun tarlalar, zeytin, mandalina, portakal ağaçlarının yer aldığı sessiz bir tatil beldesindeymiş gibi hissettim...
Bu dingin ve huzurlu ada ortamında yaşamak cazip geldi... İstanbul'un trafik / insan gürültüsünden uzak kalmak... Muhteşem geliyor kulağa...
Hiç bir şeyi kendileri için yapmayan, ego ve gösterişin hakim olduğu ortamlardan kurtuluş bileti idi burası...
Sabahları kuş ötüşmeleri ile uyanıp, akşamları da deniz veya dağ yamacında nefesimi tutarak seyrettiğim muhteşem gün batımları ile dinlenmeye çekiliyorum...
Ofisteki inanılmayacak kadar lezzetli yemekler ise, korkarım vermek istediğim kiloları imkansiz kılacak gibi...
Acilen spor yapmalıyım...
Salı, Nisan 12, 2011
Yepyeni bir hayat...
Sonunda yılların tozunu attırdık...
Ani bir kararla tüm hayatımı değiştirme kararı aldım...
Esasında farkeden bir şey yoktu...
Ev - iş hayat ikilemine sadece annemin varlığı ile üçlü denkleme geçiş yapıyordum...
Sinir stress hat safhada idi...
Sonunda beklenen gün 3 Mart 2011 de geldi, o gün aynı zamanda bir ayağımı dışarıya uzatıyor, sadece kısa hayatıma bir renk katmak istiyordum...
1 aylık süreçte, yeni ev arayışları, görüşmeler ile yeni yaşayacağım yere 2 kere giddebildim...
Üçüncü gidişim artık tas ve tarak ile oldu...
Ayağımı bastığım zaman, tutmuş olduğum eve giriş yapmayacağımı anlamıştım...
Yeni ev görüşmesini elimde 4 adet bavul ile yaparken, o gece de arkadaşlarımda kaldım...
Sonrası kolilerim o gün yeni tuttuğum eve gönderimi ile oldu.
Yerleşmem 2 gün sürdü...
Bu arada arabayı teslim almak içinde 2 gün daha bekledim...
Tüm endişelerimi bir kenara bırakarak, artık yeni başlayacağım hayata ve yeni yere odaklandım...
Bu arada geçmişte gözümü kör eden çalışma aşkının, işverenlerim tarafından da nasıl sömürüldüğünü daha iyi anladım...
Tüm bu süreçler 1 ayda oldu...
4 Nisan'da yeni işime Lefkoşa'da başlamıştım.
Kendim bile bu kadar hızlı bir şekilde evimi, yaşantımı, yıllarca yaşadığım yerleri bırakıp, bir adada tekrar yeşereceğimi hayal edememiştim...
Tek eksik annem...
Onu da en kısa sürede adaya getireceğim...
Ani bir kararla tüm hayatımı değiştirme kararı aldım...
Esasında farkeden bir şey yoktu...
Ev - iş hayat ikilemine sadece annemin varlığı ile üçlü denkleme geçiş yapıyordum...
Sinir stress hat safhada idi...
Sonunda beklenen gün 3 Mart 2011 de geldi, o gün aynı zamanda bir ayağımı dışarıya uzatıyor, sadece kısa hayatıma bir renk katmak istiyordum...
1 aylık süreçte, yeni ev arayışları, görüşmeler ile yeni yaşayacağım yere 2 kere giddebildim...
Üçüncü gidişim artık tas ve tarak ile oldu...
Ayağımı bastığım zaman, tutmuş olduğum eve giriş yapmayacağımı anlamıştım...
Yeni ev görüşmesini elimde 4 adet bavul ile yaparken, o gece de arkadaşlarımda kaldım...
Sonrası kolilerim o gün yeni tuttuğum eve gönderimi ile oldu.
Yerleşmem 2 gün sürdü...
Bu arada arabayı teslim almak içinde 2 gün daha bekledim...
Tüm endişelerimi bir kenara bırakarak, artık yeni başlayacağım hayata ve yeni yere odaklandım...
Bu arada geçmişte gözümü kör eden çalışma aşkının, işverenlerim tarafından da nasıl sömürüldüğünü daha iyi anladım...
Tüm bu süreçler 1 ayda oldu...
4 Nisan'da yeni işime Lefkoşa'da başlamıştım.
Kendim bile bu kadar hızlı bir şekilde evimi, yaşantımı, yıllarca yaşadığım yerleri bırakıp, bir adada tekrar yeşereceğimi hayal edememiştim...
Tek eksik annem...
Onu da en kısa sürede adaya getireceğim...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
