Pazartesi, Şubat 25, 2013

Yeni bir haftaya merhaba...

Güzel bir hava vardı bugün...

Sabah nedendir bilinmez 20 dakika dolmuş veya taksi bekledim...
Sonra çocuğun biri sokaktan çıkıp, önce yanımda durur gibi oldu, yavaş yavaş ters istikamete yürüyüp ön safhalara ulaşmak ister gibi bayağı bir mesafe atıp aramıza, nadir geçen taksiyi kaptı...

Yookkkk... Hiç sinirlenmedim:))

O kadar alıştım ki, kendinden başka kimseyi düşünmeyenlere...

En azından eskiden taksi bile paylaşılırdı... Ben olsam bekleyen kişiye sorardım... Ama o ben!

Akşam saatlerinde hava biraz serinlemiş...
Geç çıktım bugün...
Zaten erken çıkmak pek mümkün olmuyor, garip olan eskiden şirkette kaldığımda her saat batardı, çıkmak isterdim ama iş bitmediğinden sorumluluk vb gibi vicdan yapımdan kaynaklı durumlardan dolayı çalışır çalışır çalışırdım... Sonra da bu normal gelmeye başlamıştı...
Öyle bir hal almaya başlamıştı ki, iş olmadığında ki, bu sadece yaz aylarının birinde mümkündü, eve erken gittiğimde ne yapacağımı şaşırır duruma gelmiştim...

Şimdi öyle bir durum yok korkmayın...
Sadece zamanın nasıl geçtiğini anlamıyorum... Çok bir yoğunluk yok esasında...
Dönüş zamanı yani denizotobüsüne ulaşınca mesela bugün hiç bir şey yemediğim aklıma geldi ve bir uyku çöktü üzerime... Ağzımın yırtılması an meselesiydi... Yoksa çeçe sineği mi soktu bilemedim...

Muhteşem bir köprü manzarası vardı:)
Lacivert mavi ışıkları ile, pembe gri siyah gökyüzünün ışıltılarında, köprünün direkleri sis bulutları arasına saklanmıştı...
Tam fotograflık olmasına rağmen sırtımdaki ağırlık buna izin vermedi...

Uzun zamandır bilgisayar ile işim olmamasından dolayı, omuzlarıma düşen ağırlığı yol boyunca tolere etmem kolay olmadı...

Yarın karşıya geçmeyeceğim... Bu tarafta toplantılar var, o yüzden sabahtan yollara düşmeme gerek yok...
İşte bu güzel haber:))

Bu gece güzel bir uyku iyi gider... İnşallah uyurum...






Pazar, Şubat 24, 2013

...



İçimizi aydınlatan güneşin günü...

Güneşin yüzümüzü, içimizi aydınlattığı bir gündü...

Güzel bir kahvaltı...

Sonra annem...

Öğle yemeği ve puzzle aktivitesi...

Sahil yolunda patenliler, bisiklete binenler, koşanlar, yürüyen ve köpek gezdirenler derken... Bahar havasını içime solumak...
Patenlilere çok heveslendim... Küçükken babam paten almıştı, yerden pek kalkamadığımdan dolayı, patenleri kullanamadım...
Benim çocukluğumda patenler dört tekerlekli ve de bantlı idi...
Bostancı'da paten kursu varmış...
Hafta arası veya hafta içi olarak ayda 8 kere ders veriliyormuş...
Yapabileceğime inansam hiç düşünmeden başlayacağım...
Yapabilir miyim? Bu kadar kişi yapıyorsa? Yapılabilir değil mi?

O zamanda bugün 1 saatte geldiğim 5 kmlik yolu, patenle hızlı aşabilirim...
Hem de rüzgarla yarışırım...





Cumartesi, Şubat 23, 2013

Puzzle

Uykularım halen bölük pörçük... Gece yastığa başını koyup mışıl mışıl uyuyanlardan değilim henüz... Gece yarılarında okuma, ev içi dolaşma, hatta çay içme aktivitelerim ile sabaha geri sayımdayım... Garip olan bu uykusuzluk ile gün boyunca ve gece geç saatlere kadar oturabiliyorum. Yaş ilerleyince uyku azalır derler, ama o kadar da yaşlanmadım:))

Bugün anneme gittim, 1 hafta görüşemedik tabii... Annem sanki 6 aydır görüşmemişiz gibi yemek hazırlıkları yapmış:)) bir karşılama ki, ben bile acaba seyahatte miydim diye sorar buldum kendimi...

3 hafta önce puzzle almıştım, artık örgü, resim, kitaplardan biraz daral gelmişti. Hiç puzzle yapmadığımdan dolayı da bir niyetlenmiştim. 1500 lük alıp, evimdeki masaya sığmaması sonucu annemde bulmuştum kendimi... Ara parçasını da açınca parçalarını rahatça serip, rahat rahat puzzle yapabilecek bir masa olmuştu.

Hafta arası annem, evdeki dağınıklığa dayanamayacağının sinyallerini vermeye başladı. Dağınık dediğimiz kocaman yemek masası üzerindeki puzzle ve parçaları... 2 ay ömrü varmış puzzle'ın...
Çok karışık geldiğinden dolayı da kendisi zorlandığından yapmıyormuş:))

Bugün sağ üst köşeyi yaptım. Geçen hafta sol üst köşe ve alt orta bitmişti.
Yaparken çok zevkli, ama gerçekten de çok zor bir resim seçmişim. Ayrıca renklerin puzzle kutusu üzerindeki resimle de hiç bir alakası yok:))

Alttaki resimdeki puzzle, biterse eğer, kendime hediye olarak bir tane daha almaya niyetim var. Masama sığması için 1000'lik olması lazım...Umarım 2 ayda biter...



Cuma, Şubat 22, 2013

Henüz kılpayı...

2 sabahtır erken kalkmaya çalışıyorum, uyanmada sorun yok, sorun yataktan kalkmakta...
Kalkışlar geç olduğundan dolayı da, 15 dk da giyinip, dişleri fırçalayıp, araya da bir sigara sıkıştırmama rağmen, nedense kılpayı denizotobüsünün yetişiyorum...

Denizotobüsüne binince nedense unuttuklarım aklıma geliyor, halbuki kapı önünde neden aklıma gelmiyor, işte bu konuda alıştırma yapmam gerekiyor...

Tabii daha her şey çok yeni ve akşamdan hazırlamak lazım bazı şeyleri de...

Tam bir maraton hazırlığı esasında...
Önce dolmuş ve denizotobüsüne koşma aktivitesi, sonra metro girişinde merdivenlerden hızlı aşağıya inip, o kalabalıkta - telefon ile sallana sallana yürüyenler, ağır vasıtalar, üstünüze çıkmaya çalışanlardan kendinizi kurtarıp - sağ salim metroya ulaşma telaşı ve sonra tekrar daha uzun yürüyüş, iniş maratonuna katılıp bir sonraki metroya binme telaşı...

Sonuçta son 2 gündür sabah ve akşamları o kadar kalabalık ve o kadar sıkış tepiş ki, ezilmeden eve ulaşma başarısını gösterdiğim için kendimi tebrik ediyorum.

2 gündür çocuklar ile işten beraber çıkıyoruz. Metroya kadar beraber yürümek bile iyi geliyor.

Sanırım bu gidiş ve dönüş şeklinden başka alternatif yok şu anda. Metrobüs diyorlar ama o kalabalığa girmek istemiyorum.
Bu şimdilik daha rahat ve 25 dk uyuma imkanı sunan tek vasıta:))

En güzeli de denizi seyredebilmek... Mavi, lacivert ve bazen grinin her tonu ile boyanmış, karabatakların yüzdüğü bir deniz... Sonra martılar... Çok büyükler, belki aç kalırlarsa beni bile yerler...

Yağmurda başka bir güzel...
Her zaman yağmuru sevmişimdir...
Yoğun bulutları ve bulutların şekilleri ile, güneşin arasıra bulutlar arasından yansıması... Denize düşen damlalar ve kumsala vuran deniz kabukları... ve ıslanırken yağmurda duyduğum huzur, içimde oluşan enerjinin yaydığı mutluluk...

Bir hafta bitti...

Güzel bir hafta sonu beni bekliyor...



Perşembe, Şubat 21, 2013

Güzel sözler...

"Özür dilemen senin haksız olduğun anlamına gelmez. Karşındaki insana verdiğin değerin, egondan yüksek olduğunu ifade eder."
Freud


"Kalp düşünebilseydi, atmaktan vazgeçerdi."
Fernando Pessoa / Huzursuzluğun Kitabı


"Yokluğunuzu hissetmeyeni, varlığınız ile rahatsız etmeyin..."
Bob Marley


"Herkes senin nasıl göründüğünü bilir; ama çok az insan nasıl olduğunu hisseder."
Machiavelli


"Hayallerinin peşinden koş, bir gün mutlaka yorulacaklar."
Paul Auster


"Parçaları kaybolmuş puzzle gibi artık insanlar. Kiminin ruhu, kiminin beyni ve bir çoğunun bir kalbi yok."
Chuck Palahniuk


"Oyuncağın kırıldı diye üzülme çocuk... Büyüyünce kalbin paramparça olacak!"
Cemal Süreyya


"Düşmanın yoksa, hayatta hiç başarılı olamadın demektir."
Che


"Eskiden insanlar sevilir, eşyalar kullanılırdı. Gün geldi eşyalar sevilir, insanlar kullanılır oldu."
Can Dündar






Her gün yeni bir gün...

Ekim 2005'den Mart 2011'e kadar ki süreçte başka bir boyutta kaybolmaya yüz tutmuşken, hayat bana sonra başka bir pencere açtı. Bu pencereden dünya başka gözüktü. Kaçırdığım tüm aşamaları keşfettim. Emekli olduğunuzda kaçırdığınız hayata bakarsınız ve geç kalmışlığı hissedersiniz ki o zaman yaşınız da ilerlemiştir; ama bu aşamada tek fark yaş olarak tam zamanı hayatı yaşamanın...
Farkedilen tek gerçek, özel sektörün nasıl sizi harcadığını görmeniz ve bu harcanmışlık içinde insanların rutin hayatlarının nasıl işten ve çıkardan ibaret olduğunu görmenizdir.
Burada tek fark, 2004-2005 yılı arasındaki sürecimde eski firmamdakilerle bağım hiç kopmadığı gibi, beni her zaman arayıp sorar ve her yere davet ederlerdi. Daha insancıl oldukları için mi, yoksa o devirde bu kadar çok bireyselleşme ve bencilliğin su yüzüne çıkacağı bir ortamın bulunmaması mıydı?

Sorunun cevabını bilmiyorum. Ama daha çok, " ben " ve " bana " diyen bir grubun hızla çoğaldığı bir dönemdeyiz...

Tercihim ise bu insanlardan olabildiğince uzak durmak...

Yeni başladığım bu işimde, geçen 1.5 senenin kazandırdıklarını kaybetmek, unutmak ve üzerine bir örtü çekmemek adına bu satırları yazıyorum... Unutmamak için...
Kazandıklarımın yanı sıra, yaşanmışlıklar, zor geçen günler de unutulmamalı.
Allah'ın bizlere sunduğu tüm güzellikler yaşanmalı ve aile-arkadaş bağları asla ihmal edilmemeli...

Kurumsal firmalara sıcak bakmamam ve istememem bazı insanlara garip gelebiliyor, yıllarca 2 büyük firmada çalışıp, sonra gene bitmek bilmeyen bir iş girdabına kapılıp hayatı kaçırmanın gereği yok... Nasıl olsa her iki yerde de kimse madalya takmadı gece gündüz 7/24 çalışıp, ev/özel hayatı yok saydığımda...

Hiç bir zaman da makbule geçemedik zaten...

Tam tersine akıllı binalar içerisinde ışıksız, güneşsiz kaldıkça, D vitamini eksikliğiniz ile, içeride körler sağırların polyannacılık oynadığı sahte bir dünyada iletişimlerin maksimum düzeye ulaştığını savunan bir grubun sizin yetkinlik ve kişisel gelişimizi sorguladığı bir yalan dünyaya ayak uydurmanız beklenir...
Koltuk ve unvanlar ile adam olduklarını sanan bir grup var...
16 senem bu insanlar arasında geçti, ilk firmamdan ayrıldığımda, o unvanları olmadan adam olamayacak insanlardan da gördüm...
İkinci firmamdan ayrıldığımda ise, egosu tavan yapmış, koltuklarına yapışmış ve kendi çıkarları için şirketin adını kullananan insancıkları da gördükçe, başka bir gezegenden geldiğime inanmaya başladım...
Tabii ki nesli tükenmeye yüz tutmuş bir grup var... Değerleri ile, ahlakı ve vicdanı ile, bu hayatta tutunmaya çalışan ve varolmayı sürdürenler... Onlara sabır diliyorum...

O yüzden şimdi her gün bu insancıklardan uzak olmanın huzuru içimi kaplıyor...

Ve her gün yeni bir gün...





Çarşamba, Şubat 20, 2013

Blog tavsiyesi...

http://cartmantr.blogspot.com/

Kaybolursanız bir gün, tek olmadığınızı hatırlamanız ve silkelenmeniz için...

Müzik...

Müziksiz yaşamamam diyenlerdenim...

Tüm çocukluğum klasik müzik plaklarını dinleyerek geçti...
Hayatımın en önemli aşaması yani ilkokula başladığımda, ilkokulun pianosu vardı ve müzik öğretmenim benim merakımı gidermesi için küçük alıştırmalar yaptırmaya başlamıştı. Okul akşama kadardı, ama annem ve babam geç çıktıklarından işten, onlar gelene kadar okulda beklerdik, beklerdik diyorum çünkü abimle aramda 2 yaş farkı olup, o da 3. Sınıfta olmasına rağmen beklerdi. Aramızdaki en büyük fark; ben 3. Üncü sınıfa geçtiğimde " neden eve yürümüyoruz ki" diyerek, aksiyon almam ve özgürlüğe bir geçiş yapmamdı... O zamanlar bir bağımsızlık bildirisi yoktu evde, ama yıllar içinde babam ve annem "Asi" yapımı keşfedecek ve bu durumu babam aracılığı ile bastırmaya çalışacaklardı...

Sonra konservatuar diye tutturdum tabii, ama o dönemde babamın 2 tercihi vardı, ya doktor olunacak ya da mühendislik okunacak...
Doktor kısmı çok uzaktı, yıllarca annemi akşamları ambulansın alıp gittiğini görmek, her akşam anneme mektup yazmak, çocukluk yıllarımdaki anne özlemini düşününce, kendimi uzak hissetmiştim...
Tek mutlu olan bu durumdan mahallenin çocukları idi... 80 li yıllarda koca bir ambulansın evin önüne gelerek, kırmızı mavi ışıklarını yayarak, beyaz önlükleri ile gelenleri izlemek hoş bir ambians oluşturabilir tabii...
Babam daha farklı idi, onun sürekli acile çağırıldığı zamanlar azdı...ama mecburi hizmet veya rotasyon adı altında şehir dışında olduğu aylar vardı, yani eve geldiğinizde kimseyi bulamama durumu ve arkadaşlarınızın annesinin sürekli evde olması, küçükten dokunuyor insana...
Sonraları yani üniversite zamanı ise, zaten siz kendinize başka uğraşlar bulmuş olduğunuzdan, ev çok önemli olmuyor...
Sonuçta ben konservatuara gidemediğim gibi, piano bir hayalden öte olamamıştı...
Ta kii... 2004 yılında Beylerbeyi Sanat Okulu'nu keşfedip, hafta sonları piano kursuna başlayana kadar, o aşamada 2 saatlik kursta akşama kadar kalıp alıştırma yapma imkanı da sunduklarından hayatımın en sıkıcı dönemi birden mutluluğa açılan bir pencere oldu...
Sonrasında 2004 yılında kendime sevgililer gününde teslim edilen bir piano aldım...

Müzik demiştik...
Abba dinleyerek kendimi rahat ve huzurlu hissediyorum bu akşam...

Hayattaki en güzel şeyler:
Sizin her koşulda yanınızda olan ve birbirinizi anlamasanız bile dinleyecek toleransı olan, zaman ayıran insanların olması... Her zaman arayabileceğinizi bilmeniz...
Sağlıklı olmanız...
Başınızı sokabileceğiniz bir evinizin olması...
Bir de işinizin olması... Ki bu benim için son zamanların en büyük şükran sunulacak durumu...

"I have a dream" - Abba

I have a dream, a song to sing
To help me cope with anything
If you see the wonder of a fairy tale
You can take the future even if you fail
I believe in angels
Something good in everything I see
I believe in angels
When I know the time is right for me
I'll cross the stream - I have a dream

I have a dream, a fantasy
To help me through reality
And my destination makes it worth the while
Pushing through the darkness still another mile
I believe in angels
Something good in everything I see
I believe in angels
When I know the time is right for me
I'll cross the stream - I have a dream
I'll cross the stream - I have a dream

I have a dream, a song to sing
To help me cope with anything
If you see the wonder of a fairy tale
You can take the future even if you fail
I believe in angels
Something good in everything I see
I believe in angels
When I know the time is right for me
I'll cross the stream - I have a dream
I'll cross the stream - I have a dream


"The winner takes it all" - Abba

I don't wanna talk
About things we've gone through
Though it's hurting me
Now it's history
I've played all my cards
And that's what you've done too
Nothing more to say
No more ace to play

The winner takes it all
The loser's standing small
Beside the victory
That's her destiny

I was in your arms
Thinking I belonged there
I figured it made sense
Building me a fence
Building me a home
Thinking I'd be strong there
But I was a fool
Playing by the rules

The gods may throw the dice
Their minds as cold as ice
And someone way down here
Loses someone dear
The winner takes it all
The loser has to fall
It's simple and it's plain
Why should I complain?

But tell me does she kiss
Like I used to kiss you?
Does it feel the same
When she calls your name?
Somewhere deep inside
You must know I miss you
But what can I say?
Rules must be obeyed

The judges will decide
The likes of me abide
Spectators of the show
Always staying low
The game is on again
A lover or a friend
A big thing or a small
The winner takes it all

I don't wanna talk
If it makes you feel sad
And I understand
You've come to shake my hand
I apologize
If it makes you feel bad
Seeing me so tense
No self-confidence
But you see
The winner takes it all
The winner takes it all...





Gökyüzüme... Bulutlarıma...

Akıllanmayanların tekrar tekrar okuması şart...

Bağlanmayacaksın bir şeye, öyle körü körüne
"O olmazsa yaşayamam" demeyeceksin
Demeyeceksin işte
Yaşarsın çünkü.
Öyle beylik laflar etmeye gerek yok ki.
Çok sevmeyeceksin mesela.O daha az severse kırılırsın.
Ve zaten genellikle o daha az sever seni, senin o'nu sevdiğinden.
Çok sevmezsen, çok acımazsın
Çok sahiplenmeyince, çok ait de olamazsın hem.
Çalıştığın binayı, masanı, telefonunu, kartvizitini...
Hatta elini ayağını bile çok sahiplenmeyeceksin.
Senin değillermiş gibi davranacaksın.
Hem hiç bir şeyin olmazsa, kaybetmekten de korkmazsın.
Onlarsız da yaşayabilirmişsin gibi davranacaksın.
Çok eşyan olmayacak mesela evinde.
Paldır küldür yürüyebileceksin.
İlle de bir şeyleri sahipleneceksen,
Çatıların gökyüzü ile birleştiği yerleri sahipleneceksin.
Gökyüzünü sahipleneceksin; güneşi, ayı, yıldızları...
Mesela kuzey yıldızı, senin yıldızın olacak.
"O benim" diyeceksin.
Mutlaka sana ait olmasını istiyorsan bir şeylerin..
Mesela gökkuşağı senin olacak.
İlle de bir şeylere sahip olacaksan, renklere ait olacaksın.
Mesela turuncuya ya da pembeye
Ya da cennete ait olacaksın.
Çok sahiplenmeden, çok ait olmadan yaşayacaksın.
Hem her an avuçlarından kayıp gidecekmiş gibi hem de hep senin kalacakmış gibi hayat
İlişki yaşayacaksın.Ucundan tutarak...

Can Yücel


Pazartesi, Şubat 18, 2013

Vallahi çok özlemişim...

Çok özlemişim ki, artık bir işim var diyebileceğim...

En güzeli de uzun süre yolculukları şahsi araç ile yapmaktan insan içine karışmamışım...

Bu işsiz kaldığım süreçte en çok insana özlem duydum...

Zeliha Berksoy'un blogundan alıntıdır aşağıdaki paragraf:
"Bana göre Allah'ın verdiği zekayı, aklı, iradeyi doğru kullanmakla, merhametle, şefkatle ve en önemlisi vicdanla insan olunur. Empati duygusu ne kadar gelişmiş ise insan olmaya o kadar yakındır. Kendisini diğer insanların, diğer varlıkların yerine koyabilme yetisini ne kadar arttırırsa, işte o oranda da insan olma yolunda büyük ve değerli bir adım atmış olur."

İnsan olmak ve değerleri ile kalabilmek... En büyük erdem bu bence...
Değerleriniz yoksa hangi türden olduğunuzunda çok bir önemi yok...

İstem dışı davranışlarımız mutlaka ki oluyor...
Hayal kırıklıklarımız...
Beklediğimiz değeri görememek...ve buna tepkilerimiz...en önemlisi patlamaların şiddetinden çok içimizde neler yaşadığımızı görecek bir göz, hissedecek bir kalp ve vicdanının sesini dinleyen biri...

"Bir insanın en büyük hatası; gereğinden fazla değer vermek değil, kendine hak ettiğinden daha az değer vermektir." (Marquez)

Ne güzel söylemiş Marquez...

İnsanların içimizi görmelerini bekliyorum ben... Ama gören olmuyor...
Bunu beklemekte sanırım ütopya...

Tabii diyeceksiniz ki, abartmamak lazım, herkes kendine göre iyi, kendine göre Aziz...
Şartlar insanları nereye sürüklerse, değişim adını verdikleri süreçte, onu yenileyip, yeni ben yapar...
Yeni ben, eski beni kötü davranışlardan uzaklaştırdı ise, yani empatiyi, önceliği, saygıyı ve sevgiyi, en önemlisi vicdanı yerleştirdiyse merkeze sıkıntı yok.
Ama vicdan kalmadıysa, o zaman değişimin hiç bir anlamı yok...

Twitter'da Kitap sözlerinden alıntı:
@KitapSozleri: "Herkes o kadar masum, herkes o kadar iyi ki, sanırsınız cehennemde yalnız yanacağım." - Anonim

Bu sözü çok seviyorum:)

Nereden nereye geldim...

Bu üç gün bana çok iyi geldi...
Bugünden sonra da herşeyin daha iyi olmasını temenni ediyorum...

Ve işsiz kalan herkese Allah'ın en kısa süre yeni kapılar açmasını diliyorum...

Pazar, Şubat 17, 2013

Yeni bir başlangıç...

Yeni bir sayfa açacağım bugünden itibaren...

İş şu an geçici bir süreci kapsıyor, 1.5 senelik süreçte kurumsal firmaların yaş ve tecrübe konusundaki takıntılarını aşamadım. En azından 3-4 aylık bir süreci kapsayan dönemsel bir iş imkanı elime geçti...

Hayırlı olsun benim için...

Bu süreçte yanımda olan sevdiğim güzel insanlar...
İyi ki varsınız...







Çarşamba, Şubat 13, 2013

Alışveriş herkese iyi gelir...

İndirim zamanı...
2 ay boyunca indirimle ilgilenmeyen ben, içsel sıkıntımı atlatabilmek için kendimi caddeye attım, zaten genelde hep caddede iken, biraz da alışverişe odaklanmak istedim...

İnanılmaz ucuzluk var, ama bir şey kalmamış, yeni sezon fiyatları da hiç pahalı değilmiş...
3 yeni elbise aldım, inanılmaz güzeller....

Bugün hemen birisini giydim...
Bir eşarp ile süslendim...

Hava güzel, gönlüm güzel, insanlara gülümsedim...


Salı, Şubat 12, 2013

Süprizler...

Hayat süprizlerde doludur demişler...

2011 Ağustos ayında İstanbul'a dönme kararı ile uzun süre işsiz kalacağımız farkındayım...
17 seneye varan iş hayatımdan sonra, firmaların 3-5 senelik eleman takıntıları sebebi ile, bugüne kadar hobilerim, annem ve sağlık durumu derken, 1.5 seneyi buldum.

Bu süreçte 7 ayımı Datça'da geçirdim.
Hayat bana güzeldi...
Her gün 1 saat yüzme, 1 saat yürüyüş, kitaplar ve mis gibi oksijen...

Sonra İstanbul...

Aynı şirketten beraber çıktığım arkadaşımda 1.5 senedir tüm dünyayı geziyor, ve bu gece onunla mesajlaşıp, seyahat sitesine girdiğimde, esasında ne kadar anlamsız bir dünyada, anlamsız olaylarla meşgul olduğumuzu tekrar keşfettim.

Hayat çok kısa ve dünya nimetleri çok güzel, doğru insanlarla paylaşılan her an özel.
Sevgi; paylaşmayı, kıymetini, değerini bilenlere çoğalıyor, diğerlerinin elinde parçalanıp yok oluyor... İnsan olmak başka bir şey. Yalansız, açık ve net, dürüst, hak yemeden, emeğe saygı, insana saygı duyarak, başkalarına zarar vermeden yaşamayı bir erdem kabul eden insanlara rastlamak çok zor artık.

Bugün bir karar verdim.
Bu karar için 13 senelik arkadaşımı aradım, 1.5 senedir yakından tanıma imkanım olan ve aynı süreçleri benimle yaşayan bir arkadaşım ile de durumumu paylaşarak fikir aldım.
Fikirler aynı.
Aklın yolu bir.
Herşeyde bir hayır vardır demek istiyorum kendim için.

Perşembe günü de pasaportumu yenileyeceğim.
Uzun zaman oldu yurtdışına çıkmayalı.

Silkelenip toparlanma zamanı...

Powered By Blogger

Beslenme Çantam...