Pazartesi, Kasım 30, 2009

Balıklar...

Bundan haftalar önce akvaryuma gitmek istemiştim, olmadı, daha doğrusu kendi başıma gitmek istemedim, gene her zamanki gibi birileri ile oraya giderek mutluluğumu paylaşmak istemiştim...
Sonra nedense o heyecanım kalmadı, hani sabah kalkarsınız yataktan ve inanılmaz bir enerji ile yüklü olursunuz, kanatlarınız olsa neredeyse uçabilirsiniz gibi hissedersiniz ya...
Bu akvaryum için duyduğum heyecanı, aynı şekilde hissetmem lazım...
Hissetmek içinde içten bir şey gelmeli...

Bugün bol bol yürüdüm... Muhteşemdi hava...
Sonrasında minik kuşumu yemeğe götürdüm...
Orada da havuz vardı...
İçinde de  kolum kadar balıklar:)))













Siyah en güzeli idi, turunculu üzeri siyah gerçekten büyüleyici, beyaz olanı da şimdi dışlamamak lazım açıkçası, ayıp olur:)))

Cep telefonu ile resimlerini çektim, ama yaklaştığınızda sanki sensör varmış gibi, havuzda kaçmaya başlıyorlar...:) sakinlemelerini bekledim... ama oldukça zor poz almak:))

Akvaryum içimde halen bir ukte...
Tam içimden gelmese de...
Belki Yılbaşına doğru kısmet olur...

ayçöreği...



Rüyamda ayçöreği gördüm...
Acıktığımdan mı? yoksa bunun bir anlamı mı var... Rüya tabirlerine baktığımda hiç bir yorum bulamadım...
Demek ki benden başka rüyasında ayçöreği gören yok...:)))

Biraz daha zaman geçsin diye bekledim ki, sabah kahvaltısına Nesrin's house a gideyim...
Annemin kahvaltılarının yerini hiç bir şey tutamaz, en az 4 çeşit ev yapımı reçel...
Özel ekmekler... Zeytinli çok sevdiğimden son 2 haftadır sürekli ev yapımı ekmekler ile besleniyorum...
Üstelik ekmekler bildiğimiz normal fırında yapılıyor:))
Kadın yetenekli... Üstelik milattan önceden kalan bir doktor...

Lise ve üniversite yıllarımda hep kendi diktiği kıyafetleri giydim...

Turşuları da süperdir...

Kızı olarak ne kaptım...
Yemek yapmadığım için son 2-3 yıldır evde bilmiyorum ne kaptığımı...




Bugün hava güneşli...
Şu an benden mutlusu yok...
Yağmuru da severim...
Ama bayramın son günü, ve iş öncesi doyasıya gezeceğim bir gün:))
Ve güneşli...

Dün çok güzel bir gündü...
Gece 1 de eve geldiğimde gözümden uykular sular seller gibi akıyordu, zor yatağa attım kendimi...
Bu yeşil çayları gece içmemek lazım...
Geçen seferde aynısı olmuştu, uykumu kaçırıyor... Uykuya dalmak zor oluyor...
Bir dahaki sefere bunu yapmayacağım:))

Bu ayçöreğini gidip almam lazım...
Annem nerden çıktı şimdi bu diyecek ve ben sadece 1 lokma yiyebileceğim:) ama olsun... Rüyamda çıktı...
Almamak olmaz:))

Kendime odaklanmayı nasıl başaracağım?

Bugün Kuzenimi ziyarete gittim, Beylerbeyi'nde otururuyorlar, çok güzel bir bahçeleri ve de muhteşem bir boğaz manzaraları var...
Ne zaman gitsem sürekli bir ikram durumu...
Üstelik benim gibi iştahı geri kaçmış biri için bile fazlası ile ısrar olmasına rağmen gene de ikramlar bitmedi...
Yok ben gene yiyemedim...
Bu tıkanıklık geçmiyor, halen sabah yediğim 3 grisini ve 1 karper peyniri ile ayaktayım:)))
Akşama kadar oturduktan sonra, yılbaşında bir programım olmaz ise, onlarda olacağıma söz verdim...

Sonrasında arkadaşım aradı, caddede gezintiye çıkmışlar, gitmem saat 10.00 u buldu, geçen seferki Cafe Crown da yerimizi aldık, ballı yeşil çaylarımızı içip genel konulardan, hayattan, kazıklardan, yanlışlarımızdan bahsettik... Çokta iyi geldi...
Artık kendim için yaşamaya başlama zamanım geldi ama bir türlü içsel motivasyonumu sağlayamıyorum, bunun için hep birilerinin hayatımda olması gerektiğine inandım...
Ama o birileri hep zarar verdi, bende daha kötüye gittim...
Belki bencil olmak, fazla beklenti de olmamak, fazla bir şey vermemek lazım ama bunu henüz sağlayamadım...
Bunlar bana oldukça aykırı...

Nasıl olacak peki...

Cumartesi, Kasım 28, 2009

Godzilla

Bu akşam Godzilla'yı seyrettim...

Manhattan'ın bu şekilde harabeye dönmesi inanılmaz...

Önce zavallı yaratığın kendisi ve çocukları için yer aramasını ve insanların onu barındırmamak için ellerinden geleni yapmasını anlayamadım...
Beraber gül gibi yaşayıp giderdik...
Zaten genel olarak burada her cins tür ile yaşamayı öğrendik...
Birbirimizden uzak durmaya çalışıyoruz ama ayrı türleri içimizde barındırırken, bir dinazor türünden ne istedik ki...

Benim için bir mahsuru yok açıkçası... İstanbul'a gelirse, seve seve benim evimin önünde kalabilir...

Hiç olmazsa değerleri var, çocuklarına düşkün, aile kavramı var...
Zarar gördüğünde de bunun acısını çıkarabiliyor...:)))

...


























Baştan başladık...



Önce bayram harçlıklarını toplamaya gittim:))) bu bayram geçen bayramın 5 katı para aldım:)) hemen kendime bir çokokrem aldım...

Sonrasında karşıya geçtik, inanılmaz bir trafik vardı, ama yol boyunca sohbet muhabbet...

3 saat boyunca tüm İstanbul'u ancak tavaf edebildik...



Sonrasında sonunda midem açlık sinyalleri verdi ve bizim tarafa geçtik, Işıkhan'a gittik... Daha önce de bahsetmiştim, sahil yolunda...
Getirdikleri mezeler ile zaten benim yemek yemem mümkün olmuyor...
Bu kadar mezeyi de sadece kendi ikramları diye sunduklarından ekstra bir şey almanıza gerek yok...
Sanırım 3 gün yemek yemem:)))

Yarınki planı da hazırladık...

Tek bir eksiğim var... Onun içinde biraz alışveriş yapmam lazım sanırım...

...


...


...


...


Dün dündü ve bitti...


Yeni bir gün...

Sıfırladım...

Bir cümle sıfırladı beynimi...

O an şimşekler çaktı...

3 yıldır tanıdığım, yediğim içtiğim ayrı gitmeyen biri, bir durumda kendi gerçek yüzünü de ortaya serdi ve benim için bitti artık...

Kendisi ne düşünür bilmiyorum ama herşey çocuk oyuncağı değil bu hayatta...

Biz insanları kırmamak için, onlara zarar vermemek adına kendi kabuğumuzda bunu defalarca düşünürüz...

Ama diğerleri yap boz oynamayı seviyor...

İstediğiniz zaman insan hayatına paldır küldür girip istediğiniz zaman çıkmak...

Bu nasıl bir algı...
Bu nasıl bir insanlık...
Bu nasıl bir kültür...

Değer vermediğinizde inanın daha çok değer görüyorsunuz...
İnsanlara başta pislik gibi davrandığınızda daha çok kıymetiniz oluyor...
İnsan gibi davranırsanız harcanıyorsunuz...

Yapı meselesi, ben yapamam...
Neysem oyum...

Bir an önce çalışma süremin bitmesini istiyorum...
Bu şehirden gitmek istiyorum...

Bu yozlaşmış, ahlak-değer-insanlık kavramlarından uzak, kaybolmuş insanlar arasında yaşamak istemiyorum...

Bütün enerjimi, mutluluğumu yuttular...

Yeni bir güne başlamalıyım... yeniden...

Perşembe, Kasım 26, 2009

Manga - Alışırım gözlerimi kapamaya...



Masallarda kaldım...

Tertemizdi sanki dünya gözlerimi açtığım anda Hiç düşünmeden inandım masal tadında yarınlara
Yalanlar ortasında kaldı tüm çocukluk anılarım
Çizgi romanların dışında bir kahraman bulamadım
Toz pembe olmasaydı keşke tüm rüyalarım
Hep sorular sordum ama cevaplarını alamadım
Hep yalan söylermiş hep yalan
Kavuşamadı hiç ayrılanlar, masallar gerçek olmadı
Aşık olduğum sokaklarda kimseler konuşmadı
Ama şehir hiç susmadı hep ağladı hep ağladı...

Son bir umut verse biri
Ve güzel olacak bir gün herşey dese
Ben inanırım belki de bu yalana
Ben de alışırım gözlerimi kapamaya

Bir yol görünse uzaklarda ışıklar altında son bulan
Melekler alsa beni götürse karanlığa teslim olmadan
İşkence gördü asfaltlar, çatlaklarına kan doldu
Yıkıntılar arasında kaç çocuğun hayalleri kayboldu?
İnsan neden kendini unuttu kendinden oldu?
Hangi yolda kaç kişi bir hiç uğruna canından oldu?
Hep yalan söylermiş hep yalan
Ayrılanlar hiç kavuşmadı, dinlediğim masallar hiç gerçek olmadı
Kimse sandığım kadar masum kalmadı, savaş durmadı ölüm azalmadı

Son bir umut verse biri
Ve güzel olacak bir gün herşey dese
Ben inanirim belki de bu yalana
Ben de alışırım gözlerimi kapamaya

Salı, Kasım 24, 2009

Artık yeter...



Bir piyon...
İstediği yere konumlandırılır...
Kuralları el belirler, oyun içinde, oyun dışında bırakır...

Açık - net - dürüst olmak başkaları için bir piyon olmak demek...

Ne istediğini bilmeyen insanlardan...
Gitme dediklerinde nedenini bile bilmedikleri bir talebin arkasında duramamalarından...
Ağızlarından çıkan soğuk kırıcı kelimeleri duymamalarından...
Kalpleri kırmaktan çekinmeyenleri...
Bunları her seferinde burada yazmaktan...


Yaşamaktan da...

Her zaman her istediğimizin olmayacağı...
Her zaman her istediklerinin olmayacağı...
Yalan...

Yalanlar arkasında saçma sapan bir hayat kuranlar...

Sevginin ne demek olduğunu bilmeyenler...

Bu lanet olası dünyada yaşamaya hep beraber devam edeceğiz...

Hayatıma girmeyin artık...

Kendi sorunlarınızı çözmeden kimsenin hayatına dalmayın...







Cumartesi, Kasım 14, 2009

Pazar, Kasım 01, 2009

Kasımda hayat başka akar...

Bugün 1 Kasım...
Pazar...

Önce güzelce evimi temizledim, çamaşırlarım yıkandı... Mutfak derlenip toplandı, arkasından atılacaklar atıldı...
Sıra tüm giysilerimde kışlıkların çıkarılmasına geldi...

Sonrasında Fransa'dan kuzenim aradı ve sonunda müjdeli haberi verdi...
Ocak 2010 un 25 i civarında İstanbul'da halamı ve bizleri ziyarete geliyor...
Bundan daha güzel bir haber olamaz...

Sonrasında Minik kuşum aradı... Yemeğe beklediğini söyledi...

Önce Kaya'ya uğradım, ardından anneme...
Kahvaltı yerine saat:14:00 de güzel bir çorba içerek karnımı doyurdum...


Powered By Blogger

Beslenme Çantam...