İstanbul'daki bir hafta sonumu daha kankam ve arkadaşları ile geçirdim...
Cumartesi daralmalarım arttı...
Gene geldiler ve her zamanki gibi kalabalıklardı...
Evde kalmamam gerekiyordu...
Nihai sonuca sonuçta ulaşmıştım...
İçimdeki bütün öfke, sinir bir anda aktı...
Duygularımın esiri idim o an...
O an doğru idi, şu an anlamsız geliyor...
Bazen sadece bu dünyada ben varmışım ve başıma yıkılmış gibi geliyor...
Bugün işten dönerken, aklımdan sadece " İnsan Olmak " önemli diye geçirdim...
Bana göre insan olmak: dürüst olmak, ahlaklı olmak, paylaşmak, yardımsever olmak, sözünün arkasında durmak, herşeyden önce saygılı olmak ve saygıyı görmek önemli...
Bunun içinde ne okul, ne aile, ne de ortam önemli...
Görünüş değil davranışlar sonuca ulaştırıyor...
Bunları görmek artık zor...
Cumartesi öğlen kahvaltıya kankama gittim... Kız arkadaşı ile kahvaltıyı hazırlamışlardı... Balkonda bir güzel kahvaltı yaptık... Sonrası gazetelere göz gezdirme ve arkadaşının uğraması ile Tv seyrederek geçti...
Akşam dışarı çıkma planları film izleme ile ertelendi...
Babil'i seyredelim dediler...
Seyretmemiştim...
Film bitene kadar azap içinde bekleyerek geçti...
Filmin son 10 dakikasında konuya ve hikayelere vakıf olduk... ama içim bayılmıştı...
Ve sonrasında ben iptal olduğumdan eve gelip doğruca uykuya geçtim...
Tam uyku modu olmasa bile... kısmen uyudum...
Pazar sabahı kahvaltıya gidecektik... Güvenç'ten ses seda çıkmayınca kankam beni arayıp gene balkonda kahvaltıya çağırdı...
Güvenç uykuya esir olduğundan balkon sefasına geç katıldı...
Sonra evde oturmama adına, bir sürü seçenek arasından gene Büyükada canımızı çekti...
Bostancı'dan motor ile geçmeye karar verdik... Teknede Güvenç gitarı ile bir konser verdi, hatta peçete ile istek parçası bile aldık, ayağa kalkıp birbiri ile dans edenler derken adaya yanaşmıştık...
Adaya vardığımızda saat 14:00 dü ve oldukça kalabalıktı... Bisikletlerde neredeyse kalmamıştı... Zaten bir kuyruk gördük, önce dondurma kuyruğu zannettim, meğer fayton kuyruğu imiş...
4 kişi olarak bisikletlerle yol almaya başladık... arasıra çıkan zincirlerde ustamız Güvenç, parmaklarını zincire değdirmeden bisikleti ters çevirerek sistemi hazır etti bize...
Lunapark restauranta geldiğimizde demlenmemiz gerekiyordu...
3 büyük salata, meyva ve mezeler derken, 15:00 civarı oturduğumuz yerden kalkmamız 19:30 u buldu...
Arada gitarlı şarkılarımız ve İstanbul'dan 2 arkadaşımızın katılımı ile keyifimize diyecek yoktu...
Sonrasında adanın arkasındaki bakir koyda güneşi batırmak için yola çıkmamız gerekiyordu...
Gitarımız orada daha bir neşelendi... İnanılmaz bir güzellik... Oranın adı Huzur...Huzurun olduğu yerde toprak patikadan kayıp düşmekte benim marifetim... Bacaklarım çizildi ama düşünce gülme krizine tutulduğumdan o an durumu algılayamadım...
Dönüş manzarası inanılmazdı gene...
Bu sefer güneşi tamamen batırdık...
Karanlıkta dönmemize rağmen yol çok keyifli idi...
Merkeze gelince bisikletleri teslim ettik ve saat 21:45 olmuştu...
Orada çay içmek için otururken bacağımdaki çizikler ve acı artışı ile, kolonyalı mendil istedim... Oradaki biri alkol sürmemiz gerektiğini söyledi gece yarısı alkol bulamayağımızdan dolayı da deodorantını verdi... kolonyalı mendil üzerine sıkıp sonra bacağıma bastırmamla yanmam bir oldu...
Yoklukta bu da bir çözüm:((
Bostancı'ya vardığımızda saat:23:00 olmuştu...
Keyifli bir gün bitmişti...
Yorulmuştum, üşümüştüm ama hayat, arkadaşlar ve ada çok güzel...
Eve gelip doğrudan yatağıma yattım...
Evde de bacağıma sürecek bir şeyim olmadığından, sabaha kadar acılarla kıvrandım...
Bugün gelenler yavaş yavaş gidiyor artık...
Bu sefer fazla kalmamaya karar verdiler sanırım...
Ya da mantığım ara ara devreye girip 2 şer 2 şer kovalıyor misafirleri...
1 Eylül'de başka bir hayat bekliyorum...

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder