Bugün erken çıktık işten...
Sabahta geç gitmiştim bazı tahlilleri yaptırmak için... Sonuçlarım iyi çıktığı için sevindim:))
Hala bazı insanları anlayamama durumum var... Biraz fazla takılıyorum bu duruma...
Sebebi de belli esasında hep aynı durum... Fazla insani yaklaşıp gereğinden fazla değer vermek ve karşılığını görememek...
Bir kere de silinip atılmak...
Kazık yemek ve tekrar yemek...
Bir nevi alışkanlık oldu bu...
Yedikçe insanın derisinin kalınlaşması ve duygusal olarak katılaşması gerekirken, bende tam ters etki yapıyor...
Daha hassas daha kırılgan ve daha duygusal bir yapıya bürünüyorum ve her geçen gün hazım zorluğu yaşıyorum...
Sonra da insanların "neden güven sorunu" ve "sevgiye hasret kalarak" yaşadığımı anlamamalarının temelinde kendi davranışlarındaki özensizlik ve bencilliği anlamalarını beklemek gibi bir durum söz konusu oluyor.
Merkezde hep ben diyen insanlar sanırım bugünkü sorunumuz...
Esasında bir damla paylaşım sonrası kendi çıkarları için çevrelerini kırıp dökmekten hiç çekinmeyen, kendilerine yapılmasını istemediklerini hiç çekinmeden düşüncesizce karşısındaki insanlara yapan ne denir?
Toplum dediğimiz grubun çoğunluğunda gözlemlediğim merkez ben olgusu ve sonradan canavara dönüşen insanlarla çevrem örüldü bu son zamanlarda...
Eski arkadaşlarımın bu kadar hızlı bir değişime kendilerini bırakmaları ve dejenere bir toplumun parçaları olmaları her geçen gün beni soğutuyor ve kendimi nedense daha bir yalnızlığa itilmiş hissetmeme sebep oluyor...
Ama elden ne gelir...
Peki tüm bu insanlar benliklerini bu şekilde kaybederken temel olan unsurları bu kadar göz ardı ederken ben niye yıllardır aynı kalabiliyorum diye sorarsanız, sanırım cevabı belli...
İnsanlık diye bahsettiğimiz konu: vicdan kalbimin çoğunu kapsıyor... Zamanla emekle sevgiyle paylaşılan anları, insanları küt diye hayattan silip harcayamıyorum, tabii ki kırılıyor benimde içim, parçalara ayrılıyor ama acı ve hasret bir arada birbirine tutunuyor...
En önemlisi de bazı şeylerin albenisine kapılmadım hiç... Zaten hayatınız boyunca belli bir çevrede ve hazmetmiş olarak yaşarsanız gördüklerinize imrenmezsiniz ve ruhunuzu o gördüklerinize satmazsınız, dejenere de olmazsınız...
Tüm gün işe gider ve dönerken insanların üzerinizden sizi ezecek gibi gidip gelmesi, yol vermemesi, kuyruklarda sıra kavramını gözetmemeleri, hatta sıra var dediğinizde neredeyse sizi dövecek kadar sinirli olmaları, geniş kaldırımlarda halen çarparak yürümeleri ve özür kavramının olmaması, her yerde bağıra çağıra özel hayatlarını cep telefonunda konuşmaları, facebookta ve foursquare de nerede ne yaptıklarını sürekli göze sokmaları benim bu topluma ait olmadığımı gösteriyor...
Ama bu toplum dediğimiz kalabalığa da mahkumum...
Çünkü tahammül sınırlarını aşan; hem ahlaki hemde görgü kurallarını çiğneyen bu grubun içinde yaşamak zorundayım...
Garip olan kimse artık kimsenin umurunda değil ve hem sızlanıp hem de aynı davranışları devam ettiren bu toplum içinde hayat her geçen gün daha da zorlaşıyor...
Kırılan parçalarımı artık yapıştırmak için yorgunum...
Zaten tekrar yapışamayacak kadar da çok küçük parçalara ayrıldılar...
Buna rağmen bu parçalar ile yarının bugünden daha güzel olmasını ümit edeceğim...
Sevenlerim ve sevdiklerim için...
Annem için...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder