Çarşamba, Ekim 21, 2009

Kaldı 1,5 gün... Sonra perdeler açılıyor...

Evet tam 1.5 gün sonra Haliç Kongre Merkezi'nde sahne açılıyor...

Tam 5 aylık bir hazırlanma süreci arasında toplu tatil, dönem toplantısı ve Eylül ayı sonunda da gene büyük bir kongre girdi... Son 10 günü nasıl geçirdiğimi bilmiyorum... Az uyku, az yemek, bol bol koşuşturma...
Hepimizin emeğine değmesini istiyorum...

Her şirkette olduğu gibi emek vermeden yemeğe konan insanlar var...

Hep idare ettim ama bu sefer tırnaklarımı çıkarmaya eğilimim var...

Her kongrede olduğu gibi, bu kongrede de stand kurulumunda boy gösteren tek firma yetkilisiyim...

Bütün stand kuran firmalar ve organizasyon firması bu duruma alışık, hatta gitmediğim kongrelerde de bizimkilere gelip gelmeyeceğimi soruyorlarmış:)) buna çok güldüm... Yılda 150 kongrenin hepsine katılmam zaten 8-9 tanesi çakıştığı için mümkün değil...

Sadece kongrede değil, bir de toplantılar var tüm Tr de tarafımdan organizasyonu yapılan...

Tabii ki klonlama olsa ilk ben talep edeceğim... 5-10 tane süper olur...

Artık trafik rahatladığı bir saatte eve gidip üstümü değiştirmem gerekecek, sonra perşembe giyeceğim kıyafetleri yanıma alarak, tekrar buraya gelmem lazım...

Burada su bile yok, bırak sıcak çay / kahveyi... tam bir yokluk...
Üstelik tüm dış mekan kapılarında açık olması sebebi ile donarak ölebilirim...
Tek tesellim, Haliç karşısında Sütlüce mezarlığı olduğunu düşündüğüm yer...  Çok yakın hani Saltanat kayığı ile sadece karşıya geçmek, sonrasında da teleferik ile oraya götürülmem mümkün...

Ama toprak altına giremem, çocukluğumdan beri tüm inançlarımıza aykırı bile olsa, yakılmak istiyorum...
Tek sorun ise, ailemden ve arkadaş çevremden kimsenin buna yanaşmaması...
Halbuki tüm bu işlemler bedelsiz olmayacak:))))

Sonrası ise, parlak zarif bir gümüş kap içine külleri dökmeden yerleştirme işlemine kalıyor...

Bu işlemden sonra ise, 750 Km lik bir yolculuk araba ile, körfez dolaşılmaz ise mesafe kısalır...
Tabii Yenikapı-Bandırma seferinden sonra, İzmir'e 3 saatte, Datça'ya da 3 saatte gittiğimi hesaba katarsak, vasiyetimdeki yere de tekne ile gidileceğinden dolayı, maksimum 1 saat... bu bir tatil bile sayılabilir görevi yerine getirecek kişi için...

Merasim ise, nilüfer yaprağı üzerine beyaz mumların konulması ve suya bırakılması ile başlar...
O sırada uygun müzik için halen araştırmalarımı yapıyorum...
Sonrasında rüzgar olmadığından emin olunduktan sonra küller mumların çevresine özenle bırakılır... denize...
Böylece sadece ruhum değil, bedenim de huzura kavuşmuş olacak...

İçim rahatladı birden...

Tabii halen kongre merkezi ayazında, donuyorum...
Bu kıyafeti sabah neden giydiğimi bir anlasam...
Aklım nerede...
Bilen yok...

Cuma günü ve cumartesi günü uydularımızda bittikten sonra... ben börtüböcük, derhal lunapark'a gideceğim...

Görkem geliyor bu cuma günü, mecburiyetten düğüne gitmem gerekiyor Korhan ve Görkem'le... Ben sadece paravanım bu düğünde...
Bu paravan karşılığında ise, tehditlerimden biri cumartesi lunapark'a götürülmek...
Pembe bulutlu şekerden yemek...
Mümkünse avazım çıktığı kadar bağırmak...

Ayrıca cuma akşamı içmek istiyorum... Yoksa damarlarımdaki kan pıhtılaşacak...

Pazar günü ise, annemle brunch a gitme hayalim var... Kalamış'a... En sevdiğim yer... Umarım hava güzel olur... Belki de Moda'ya gideriz...

Tabii bu sabahları nasıl uyandığıma da bağlı... Her zaman planlar değişebilir...

Hiç yorum yok:

Powered By Blogger

Beslenme Çantam...