2 sabahtır erken kalkmaya çalışıyorum, uyanmada sorun yok, sorun yataktan kalkmakta...
Kalkışlar geç olduğundan dolayı da, 15 dk da giyinip, dişleri fırçalayıp, araya da bir sigara sıkıştırmama rağmen, nedense kılpayı denizotobüsünün yetişiyorum...
Denizotobüsüne binince nedense unuttuklarım aklıma geliyor, halbuki kapı önünde neden aklıma gelmiyor, işte bu konuda alıştırma yapmam gerekiyor...
Tabii daha her şey çok yeni ve akşamdan hazırlamak lazım bazı şeyleri de...
Tam bir maraton hazırlığı esasında...
Önce dolmuş ve denizotobüsüne koşma aktivitesi, sonra metro girişinde merdivenlerden hızlı aşağıya inip, o kalabalıkta - telefon ile sallana sallana yürüyenler, ağır vasıtalar, üstünüze çıkmaya çalışanlardan kendinizi kurtarıp - sağ salim metroya ulaşma telaşı ve sonra tekrar daha uzun yürüyüş, iniş maratonuna katılıp bir sonraki metroya binme telaşı...
Sonuçta son 2 gündür sabah ve akşamları o kadar kalabalık ve o kadar sıkış tepiş ki, ezilmeden eve ulaşma başarısını gösterdiğim için kendimi tebrik ediyorum.
2 gündür çocuklar ile işten beraber çıkıyoruz. Metroya kadar beraber yürümek bile iyi geliyor.
Sanırım bu gidiş ve dönüş şeklinden başka alternatif yok şu anda. Metrobüs diyorlar ama o kalabalığa girmek istemiyorum.
Bu şimdilik daha rahat ve 25 dk uyuma imkanı sunan tek vasıta:))
En güzeli de denizi seyredebilmek... Mavi, lacivert ve bazen grinin her tonu ile boyanmış, karabatakların yüzdüğü bir deniz... Sonra martılar... Çok büyükler, belki aç kalırlarsa beni bile yerler...
Yağmurda başka bir güzel...
Her zaman yağmuru sevmişimdir...
Yoğun bulutları ve bulutların şekilleri ile, güneşin arasıra bulutlar arasından yansıması... Denize düşen damlalar ve kumsala vuran deniz kabukları... ve ıslanırken yağmurda duyduğum huzur, içimde oluşan enerjinin yaydığı mutluluk...
Bir hafta bitti...
Güzel bir hafta sonu beni bekliyor...


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder